Deyimler ve Deyimlerin Anlamları

11209 Sonuç bulundu.

sicim gibi

damlaları ince bir sıra oluşturacak biçimde birbiri ardınca akan (yağmur, gözyaşı): ‘Gözlerinden sicim gibi yaş inerek hepsini bir kömür sandığına doldurdu.’ –A. Ağaoğlu.

şiddet göstermek

kaba, sert davranmak.

şiddete başvurmak

kaba kuvvet kullanmak.

şifa bulmak

iyi olmak, onmak.

şifa niyetine

bir kimseye ilaç verilirken ‘iyi olması, fayda sağlaması dileğiyle’ anlamında kullanılan bir söz.

şifa vermek

iyi etmek, sağlığına kavuşturmak: ‘Hastalara türlü maceralarla şifa vermesini ben bilirim.’ –Y. K. Karaosmanoğlu.

şifayı bulmak (kapmak)

tkz. hastalanmak veya hastalığı artmak: ‘Aksırık öksürük derken kızcağız şifayı kapmış.’ –A. İlhan.

şifreyi çözmek

1) bir şifrede kullanılan işaretlerin anlamını bulmak; 2) mec. gizli bir olayı anlayıp açıklığa kavuşturmak.

siftah etmek

1) esnaf sabahleyin ilk alışverişi yapmak: ‘Bu vakit kim gelecek? Her günkü gibi siftahı sen ediyorsun?’ –E. E. Talu. 2) mec. bir işi ilk kez yapmak.

sigara kâğıdı gibi

çok ince.

sigarayı tellendirmek (tüttürmek)

keyifle sigara içmek: ‘Birkaç tane bira çektikten sonra üzerlerine sigarayı tellendirdim mi değme keyfime artık.’ –Ö. Seyfettin.

sigorta atmak

bir arıza sonucu sigortada elektrik akımı kesilmek.

sigortası atmak

argo çok sinirlenmek.

şiir düzmek

şiir yazmak veya söylemek: ‘Onun bir parçası olan insan da tazelenir bu mevsimde, ozanların şiir düzmeleri bu yüzdendir işte.’ –M. C. Anday.

şiir gibi

çok güzel, çok hoş.

şikâyet getirmek

sızlanmak, yakınmak: ‘Hüsmen de yorgunluğundan şikâyet getirmiyor, hak uğruna çalışmak ona yol mihnetlerini unutturuyordu.’ –R. H. Karay.

şikâyette bulunmak

yakınmak, şikâyet etmek.

şike yapmak

1) danışık spor karşılaşması yapmak; 2) mec. bir çıkar karşılığı anlaşarak bir işi yapmak.

siktir et!

1) ‘aldırma, önem verme!’ anlamında kullanılan bir söz; 2) ‘kov, defet!’ anlamında kullanılan bir söz.

siktirip gitmek

başını alıp gitmek.

silah atmak

silahtan mermileri boşaltmak.

silah başı etmek

ask. askerlikte, verilen komut üzerine herkes görevi başına geçmek.

silah çatmak

ask. silahları uç uca çapraz bir biçimde dayayarak durdurmak.

silah patlamak

1) silah ateş almak; 2) mec. savaş başlamak.

silah silaha girmek

karşılıklı olarak ateş etmek: ‘Üç serseri birbirleriyle silah silaha girmişler.’ –R. H. Karay.

silaha davranmak

kullanmak için silahına el atmak.

silahaltına almak

askerlik görevine başlatmak.

silahaltında bulunmak

silahaltında olmak: ‘Silahaltında bulunan er ve erbaşlarla askerî öğrenciler … oy kullanamazlar.’ –Anayasa.

silindir gibi ezmek

bir kimseyi her yönüyle güçsüz duruma getirmek.

silinip gitmek

bir şey birdenbire yok olmak veya unutulmak: ‘Bu sonuncular, ardından gelen büyük dalgaların gürültüsünde silinip gitti.’ –M. Mungan.

silip atmak

ilgi ve ilişkisini tamamen kesmek: ‘Beni aldattı diye onu kalbimden silip attım, ondan nefret ediyorum.’ –R. N. Güntekin.

silip süpürmek

1) evi, ortalığı temizlemek; 2) ne var ne yoksa hepsini yemek: ‘Büyükdere’den yanına bir sepet kiraz aldığı vakit, sandalda bütün kirazı silip süpürür.’ –S. Birsel. 3) ne var ne yok hepsini alıp götürmek veya yok etmek: ‘Bu, nereden ve kimden geldiği belli olmayan darbe son ümitlerini de silip süpürmüştü.’ –E. E. Talu.

silkinip sıyrılmak

kendine gelip kurtulmak: ‘Sebepsiz duyduğu bu kederden bir türlü silkinip sıyrılamıyor.’ –Ö. Seyfettin.

silkip atmak

her türlü ilgisini kesmek: ‘… çocuğun olmazsa bir gün bu herif seni silkip atar.’ –M. Ş. Esendal.

şimdiden tezi yok

vakit geçirmeden, hemen şimdi.

şimşek çakmak

şimşek oluşmak: ‘Üst üste birkaç şimşek çakıyor.’ –A. İlhan.

şimşek gibi

çok hızlı: ‘Şimşek gibi bir semte atıldık yedi koldan / Şimşek gibi Türk atlarının geçtiği yoldan’ –Y. K. Beyatlı.

şimşekleri üstüne çekmek

sert eleştirilere hedef olmak.

sinameki gibi

mızmız, sevimsiz, kimseyle ilişki kurmayan (kimse).

sinek avlamak

şaka işi veya müşterisi olmayıp boş oturmak.

sinekten yağ çıkarmak (çıkartmak)

olmayacak şeylerden yararlanmaya çalışmak: ‘Elverişli durumların kokusunu hemencecik alıyor, sinekten yağ çıkartmasını biliyordu.’ –T. Buğra.

sinerji yaratmak

bir sonuca katkısı olabilecek birkaç etkeni bir arada harekete geçirerek güç elde etmek.

sineye çekmek

kötü bir davranış, söz veya olaya ister istemez katlanmak: ‘Onlar hızla geçer veya düşer; musibeti sineye çekmek millete düşer.’ –T. Halman.

sineyimillete dönmek

1) bulunduğu makamı veya görevi terk edip halktan biri olmak; 2) halk oylamasına başvurmak.

sinir buhranı geçirmek

bunalım içinde olmak: ‘Kız kardeşim bir sinir buhranı geçiriyordu.’ –A. Gündüz.

sinir buhranına tutulmak

bunalım geçirmek: ‘Üç dört gün olmuştu, acayip sinir buhranlarına tutulmuştum.’ –R. H. Karay.

sinir kesilmek

çok sinirlenmek, öfkelenmek: ‘Başkalarının rahatlık saydığı işlerde sıkıldım, sinir kesildim.’ –N. Cumalı.

sinir küpü olmak

aşırı derecede sinirli olmak.

sinir küpüne çevirmek

aşırı derecede sinirlendirmek.

sinir küpüne dönmek

aşırı derecede sinirlenmek: ‘Çocuğum bu sürekli gözaltından huzursuz oluyor; ben sinir küpüne dönüyorum.’ –A. Kulin.

sinir sahibi olmak

devamlı sinirlenir durumda olmak.

siniri oynamak

öfkelenmek, sinirlenmek.

siniri tutmak

birdenbire sinirlenmek veya davranışlarını denetleyememek: ‘… moda deyince çıldırmaz, çok gülerse siniri tutup sonra yarım saat ağlamaz.’ –M. Ş. Esendal.

sinirleri ayakta olmak

çok sinirlenmiş veya öfkelenmiş bulunmak.

sinirleri boşanmak

sinirlenip kendini tutamayarak gülmek, ağlamak veya bağırmak: ‘Şimdi soğukkanlı olan amcam, benim ise sinirlerim boşanmak üzere.’ –A. Ümit.

sinirleri bozulmak

çok sinirlenmek, ne yapıp edeceğini bilmeden şaşkın, karmaşık bir duruma düşmek: ‘Başı aylarca ağrımayan, sinirleri bozulmayan, yanılmayan sanatkâr, olduğu yerde sayandır.’ –N. Hikmet.

sinirleri gergin olmak

sinirlendirici yeni bir olay çıkarsa hemen tepki gösterecek durumda olmak.

sinirleri gevşemek (yatışmak)

sinirliyken ferahlamak, sakinleşmek.

sinirlerine hâkim olmak

davranışlarını ve kendini denetleyebilmek, soğukkanlı olmak.

sinyal almak

işaret almak, belirtilerin farkına varmak: ‘Ruhunun derinliklerinden ürperti dolu, hiç de yabancısı olmadığı sinyaller alıyordu.’ –O. Aysu.

sinyal vermek

bir şeyi işaretle bildirmek.

sipariş almak

bir şeyin yapılması veya gönderilmesi kendisine ısmarlanmak.

sipariş etmek

bir şeyin yapılmasını veya bir şeyin gönderilmesini istemek, ısmarlamak.

sipariş vermek

bir şeyin yapılmasını, getirilmesini veya gönderilmesini birine ısmarlamak.

siper olmak

birini veya bir şeyi korumak amacıyla kendini siper olarak kullanmak: ‘Güneş yakmasın diye onun güzel başını/ Gördüm siper olurken iki arkadaşını’ –F. N. Çamlıbel.

sipere yatmak

siper içine saklanmak, gizlenmek: ‘Çatın arkadaşlar da atları çatın / Kurşun bizi tutuyor sipere yatın’ –Halk türküsü.

sipsivri kalmak

herkesin çekilmesiyle yalnız kalmak veya ortada kalmak.

sirayet etmek

1) hastalık geçmek, bulaşmak: ‘Valinin hızı ve coşkusu, yanındakilere de bulaşıcı bir hastalık gibi sirayet ediyordu.’ –A. Kulin. 2) mec. yayılmak, dağılmak: ‘Bu dedikodular bizim eve bile sirayet etti.’ –A. Gündüz.

şirazeden çıkmak

1) kitabın sırt bölümünde bulunan enli şeridin bozulması sebebiyle sayfalar dağılmak; 2) mec. akıl dengesini kaybetmek.

şirk koşmak

Tanrı’nın birden çok olduğunu söylemek, Tanrı’ya ortak tanımak, eş koşmak.

şişe çekmek (vurmak)

ağrı dindirmek amacıyla içinde alev yakılarak havası seyreltilen özel bir şişeyi veya bardağı sırta yapıştırmak, vantuz çekmek: ‘Annem şişe çekerken kıvrılmış gazete kâğıdıyla yaptığı küçük alevli ısıtıcıları tenimize düşürür, yakardı.’ –A. Kutlu.

sitemde bulunmak

sitem etmek.

siya siya gitmek

geri geri gitmek.

siyem siyem ağlamak

iplik iplik gözyaşı dökmek.

siyem siyem yağmak

yağmur, kar ince ince yağmak.

siz bilirsiniz

‘nasıl istersiniz öyle olsun’ anlamında kullanılan bir söz.

siz sağ olun

‘ne yapalım, ziyanı yok’ anlamında kullanılan bir söz.

sizden iyi olmasın

birinin, orada bulunmayan bir kimseyi överken karşısındakine söylediği bir nezaket sözü: ‘… sizden iyi olmasın pek babacan, cana yakın bir adamdır.’ –H. Taner.

size (sizlere) ömür

bir kimsenin öldüğünü bildirmek için kullanılan bir söz.

size doyum olmaz

bir yerden ayrılırken söylenen bir nezaket sözü: ‘Doktor ‘size doyum olmaz’ diye gülerek müsaade istedi. Ayağa kalktı.’ –Ö. Seyfettin.

sıcak bakmak

anlayışla karşılamak, olumlu değerlendirmek, ilgi duymak: ‘Onlardan genelleme yaparak bütün kol emekçilerine sıcak bakma eğilimini edindim.’ –R. Erduran.

sıcak basmak

hava çok ısınmak.

sıcak yüz göstermek

yakınlık göstermek.

sıçan deliği aramak

saklanacak bir yer aramak: ‘Askere gitmemek için sıçan deliği arıyordu değil mi?’ –O. Kemal.

sıçan deliği bin akçe

‘kaçıp saklanacak yer yok’ anlamında kullanılan bir söz.

sıçan deliğine paha biçilmez olmak

‘güç bir durumda sığınacak bir yer bulmakta güçlük çekmek’ anlamında kullanılan bir söz.

sıçan düşse başı yarılır

‘hiçbir şey yok’ anlamında kullanılan bir söz: ‘Bir zamanlar hazinemiz tamtakırdı, sıçan düşse başı yarılırdı.’ –T. Halman.

sıçana dönmek

üstü başı çok ıslanmak.

sıçıp sıvamak

kaba öfkelenip kaba küfürlerle dolu sözler söylemek.

sıçtı Cafer, bez getir

kaba birinin berbat bir iş gördüğünü anlatan bir söz.

sıfır çekmek

sp. halter yarışmalarındaki silkme ve koparma dallarında belirlenen ağırlığı kaldıramayıp elenmek.

sıfıra inmek

1) bitmek, tükenmek, yok olmak: ‘Zannedersem kocamın ziyaretçileri de sıfıra indi.’ –Ö. Seyfettin. 2) sp. futbol, hentbol vb. oyunlarda hücum oyuncusu rakip alanda bitiş çizgisine kadar gitmek.

sıfıra sıfır, elde var sıfır

bütün çalışmaların boşa gittiğini, istenilen sonucun alınamadığını anlatan bir söz.

sıfırdan başlamak

en baştan, hiçbir şeye sahip olmadan bir işe girişmek: ‘Batı tiyatrosu Türkiye için yepyeni bir şey olduğu için sıfırdan başlamak gerekiyordu.’ –M. And.

sıfırı tüketmek

1) gücü kalmamak: ‘Sonra ulusal sporumuzda hızla geriledik, çok geçmeden sıfırı tükettik.’ –T. Halman. 2) yoksul duruma gelmek, yoksullaşmak; 3) ölmek.

sıhriyet peyda etmek

hısımlık oluşturmak: ‘Süleyman Şah, kurtuluşu Osman Oğulları ile sıhriyet peyda etmekte görüyordu.’ –F. F. Tülbentçi.

sıkı basmak

güçlü davranmak, direnmek.

sıkı durmak

güçlü, dayanıklı olmak, dikkatli bulunmak.

sıkı tutmak

1) önem vermek: İşini sıkı tut. 2) sürekli olarak denetlemek, kontrol altında bulundurmak; 3) bir işte disiplinli olmak.

sıkıdan geçirmek

argo dayak atmak: ‘Onlarla ahbaplıkta direnirse iş kolaydı; kapıaltına çekilir, güzel bir sıkıdan geçirilirdi.’ –K. Korcan.

Sayfa 92 / 113

 

 

Filtreleme Seçenekleri
Ana Menü