Deyimler ve Deyimlerin Anlamları

11209 Sonuç bulundu.

özür dilemek

1) özrünü ileri sürerek bir işi yapmayı istememek, bir işten bağışlanmasını istemek: ‘Onları, ayakta bekleyenleri görünce özür diledi.’ –N. Araz. 2) yaptığı bir yanlıştan ötürü bağışlanmasını istemek: ‘Karyolasına ilişti, odası için özür dileyip dilememeyi düşündü.’ –P. Safa.

pabuç eskitmek (paralamak)

bir iş için bir yere çok gidip gelmek, işi takip etmek.

pabuç kadar dili olmak

kabaca ve terbiyesizce karşılık vermek.

pabuç pahalı

1) birinin uğraşmaya kalktığı kimsenin, kendinden güçlü çıkması durumunda söylenen bir söz: Baktı pabuç pahalı, işi şakaya vurdu. 2) herhangi bir durum veya girişilen işin sonunda zararlı çıkma ihtimali bulunduğunu belirten bir söz.

pabucu dama atılmak

kendinden üstün birinin çıkmasıyla gözden düşmek.

pabucuna kum dolmak

pabucuna taş kaçmak.

pabucuna taş kaçmak

ortaya çıkan durum karşısında tedirgin olmak.

pabucunu dama atmak

kendinden üstün birini gözden düşürmek: ‘Her girdiği çevrede öbür kadınların pabucunu dama atmış, hep birinci kadın rolüne çıkmıştı.’ –H. Taner.

pabucunu eline vermek

dolaylı olarak kovmak.

pabucunu ters giydirmek

güç bir duruma sokarak telaşla kaçırmak.

paçaları sıvamak

kolları sıvamak: ‘Paçaları sıvadı, bir beygir kiralayıp köy köy dolaştı.’ –E. E. Talu.

paçalarından akmak

pislik ve kir çok olmak.

paçası tutuşmak

telaşlanmak: ‘Ne oldu, yine Esma’nın paçası mı tutuştu?’ –H. R. Gürpınar.

paçasından tutup atmak

hakaretle kovmak.

paçasını çekecek (toplayacak) hâli olmamak

güçsüz, beceriksiz olmak.

paçavra gibi

değersiz (kimse veya şey).

paçavrasını çıkarmak

paçavraya çevirmek.

paçavraya çevirmek

çok hırpalamak, dağınık, bozuk veya berbat bir duruma getirmek.

paçayı kaptırmak

1) yakalanmak, ele geçirilmek; 2) karıştığı ancak sonradan ayrılmak istediği bir işten kendini kurtaramamak; 3) dilediği gibi davranamamak.

paçayı kurtarmak (sıyırmak)

kendini bir dertten, tehlikeden veya zor durumdan kurtarmak: ‘Varımızı yoğumuzu teknenin oturmamış tarafına aktararak paçayı kurtardık.’ –B. R. Eyuboğlu. ‘Bu kadar çapraşık işlerin üstesinden gelip paçayı sıyırdığından haklı olarak gurur duyuyordu.’ –K. Korcan.

paha biçilmez

değeri ölçülemeyecek kadar yüksek: ‘Başında ağır ve paha biçilmez emsalsiz ve füsunlu bir taç gibi duruyordu.’ –Ö. Seyfettin.

paha biçmek

değerini tahmin etmek veya belirlemek: ‘Alınıp satılan eşyalar gibi ona paha biçmek akılsızlık olurdu.’ –S. Ayverdi.

pahalıya gelmek

fiyatı çok yüksek olmak: ‘Bizim için kara kumaş pahalıya geliyor olacak, ortaya daha çok ot sap tıkıştırılıyor.’ –A. Ağaoğlu.

pahalıya patlamak (mal olmak, oturmak)

çok para, özveri, emek gerektirmek, kolay elde edilememek veya zarara, sıkıntıya yol açmak: ‘Bir tecrübe geçirmek, sana müthiş pahalıya mal oldu.’ –P. Safa. ‘Bu gözü peklik, bu aşağılık anlaşma bana pahalıya patlayabilir.’ –İ. Aral.

pahaya çıkmak

pahalanmak, pahalılaşmak.

pahaya geçmek

değerli bir şeymiş gibi esirgenmek.

pala çalmak (sallamak)

uğraşmak, didinmek, çabalamak: ‘Üstelik gazetecilikte de yıllarca pala çaldı.’ –M. Ş. Esendal.

pala çekmek

palayı belinden çıkarıp vurmak.

pala sürtmek

çabalamak, uğraşmak: ‘Biz de az çok pala sürttük.’ –M. A. Ersoy.

palamarı koparmak (çözmek)

argo kaçmak, sıvışmak: ‘Bir kere palamarı çözmeye muvaffak olsa bir yere kapağı atmanın çaresini bulabilirdi.’ –H. R. Gürpınar.

palan vurmak

palanı hayvanın sırtına koyup bağlamak.

palavra atmak (savurmak, sıkmak)

argo 1) abartarak konuşmak, büyük başarılardan söz etmek: ‘Yalana yakın palavralar savurmaktan kendini alamayan Ragıp Bey, bu sefer tamamıyla masumdu.’ –Y. K. Karaosmanoğlu. 2) uydurma, asılsız bir söz veya haberi gerçekmiş gibi ortaya atmak.

paldımı aşmak

başaramayacağı bir işe girişmek.

palet vurmak

dipte yüzerken yükselme amacıyla paletlerle suyu dövmek: ‘Tepti yeri, var gücüyle palet vurarak yükseldi, kaldırdı başını.’ –Y. Koray.

palyaço gibi

gülünç olacak derecede acayip kılıklı.

pamuk atmak

yay ve tokmakla pamuğu ditmek.

pamuk gibi

1) çok yumuşak; 2) iyi huylu, munis.

pamuk ipliğiyle bağlı olmak

pamuk ipliğiyle bağlanmak.

pancar gibi olmak

yüzüne kan hücum edip çok kızarmak.

pancar kesilmek

pancar gibi olmak.

pandik atmak

elle sarkıntılık etmek.

pandik yemek

elle sarkıntılığa uğramak.

pandomim kopmak

izleyenler için eğlendirici bir kavga çıkmak.

paniğe kapılmak

çok korkmak: ‘Kendisi ile birlikte gelemeyeceğini anlayınca tam bir paniğe kapıldı.’ –N. Cumalı.

paniğe vermek

büyük bir dehşete düşürmek, çok korkutmak.

panik yaratmak

korku, dehşet uyandırmak.

papağan gibi ezberlemek

anlamını bilmeden ezberlemek.

papağan gibi tekrarlamak

peş peşe, art arda söylemek: ‘Dört beş ay uğraşarak papağan gibi tekrarladığım ilk cümleleri duyan Fransızlar gülmeye başladılar.’ –B. R. Eyuboğlu.

papara (paparasını) yemek

azar işitmek: ‘Mebrure … Nesrin’in paparasını yedikten sonra başını yere eğerek kuyruğunu sallayan büyük köpeği gördü.’ –P. Safa.

papaz gibi

saçı, sakalı uzayıp birbirine karışmış (kimse).

papaz olmak

çıkarları ters düştüğü için sürtüşmek.

papaz uçurmak

argo içkili eğlence düzenlemek: ‘Bu gece beş, on para çıkarırsan izinli gecemde papaz uçururuz.’ –K. Tahir.

papaza dönmek

saçı ve sakalı uzamak, darmadağın olmak.

papaza kızıp oruç (perhiz) bozmak

başkasına kızıp kendisine zarar verecek iş görmek.

papazı bulmak

beklemediği kötü bir sonuçla karşılaşmak, belasını bulmak: ‘Her işin tehlikesine ortak. Benim başım derde girerse o da papazı bulur.’ –R. Erduran.

papazlık etmek

ders vermek, ikna edici sözlerle kandırmak: ‘Aldırma. Bana da papazlık etmeye kalktı ama ağzının payını verdim. Biz keyfimize bakalım.’ –A. Gündüz.

par par yanmak

yüksek ateşi olmak; bir yanıp bir sönmek; ışıl ışıl parlamak.

para basmak

1) darphanede, basımevinde metali veya kâğıdı para durumuna getirmek; 2) mec. kumarda ortaya para koymak; 3) mec. çok kazanmak; 4) mec. çok kazandırmak.

para bozmak

büyük parayı ufak paralarla değiştirmek.

para çekmek

bir yere yatırılmış paradan bir bölümünü geri almak: ‘Murat Bey artık açık kapatmak için bankadan para çekmiyordu.’ –T. Buğra.

para çıkarmak

1) para basmak; 2) başka yerde bulunan kimseye posta veya banka ile para göndermek.

para çıkışmamak

para yetişmemek: ‘Emine göğsünün altından çıkardığı rutubetli bir meşin çantanın orta gözünü açtı, hesapladı, kırk para çıkışmıyordu.’ –R. H. Karay.

para dökmek (akıtmak)

çok para harcamak: ‘Avuç avuç bu fettan kadına para dökerler de doktora on kuruş vermeyi çok görürler.’ –E. İ. Benice.

para dönmek

rüşvetle iş yapılmak.

para etmek

değeri olmak.

para etmemek

1) değeri pahasına satılamamak; 2) etkisi olmamak, işe yaramamak: ‘Tastamam geriye dönmedik ama dönsek de para etmez.’ –N. F. Kısakürek.

para getirmek

kazanç sağlamak: ‘Hiç ömrümde bir saatimin bu kadar para getirdiğini bilmiyordum.’ –M. Ş. Esendal.

para ile değil

çok ucuz.

para kesmek

1) para basmak; 2) mec. çok para kazanmak: ‘Büyük para kesiyor, yeni yeni bilezikler alıyor.’ –H. R. Gürpınar.

para kırmak

çok kazanmak: ‘Ayda üç yüz liradan para kırıyorsun, halis muhlis burjuvasın.’ –P. Safa.

para pul tutmamak

hesabını bilmemek, birikim yapmamak.

para saçmak

gereğinden çok para harcamak.

para saymak

ödemek.

para sızdırmak (koparmak)

zorlayarak veya kandırarak birinden para almak: ‘Ben kızımı bilirim, bu tartışmaları bahane ederek Metin’den para sızdıracaktı.’ –A. Ümit.

para tutmak

para biriktirmek.

para yapmak

para kazanıp biriktirmek: ‘Açıkhava’da, Maksim’de verdiği temsillerle kısa zamanda ün ve para yaptı.’ –H. Taner.

para yatırmak

gerektiğinde almak üzere bir yere para vermek.

para yedirmek

1) gereksiz olarak başkasına çok para harcamak; 2) rüşvet vermek.

para yemek

1) gereksiz olarak çok para harcamak; 2) çok para harcatmak; 3) görevli bulunduğu yerin imkânlarından yararlanarak para çalmak, rüşvet almak.

paradan çıkmak

para harcamak zorunda kalmak: ‘Canım ne lüzumu var, paradan çıkıyorsun diye âdeta beni azarlıyor.’ –R. N. Güntekin.

paranın üstü

satın alınan şeyin tutarından artan para.

parantez açmak

söz veya yazının içine, sözü edilen konu ile ilgili bir bölüm koymak. 2) mec. anlatılan konudan farklı bir şey söyleneceği zaman kullanılan bir söz: ‘Şimdi burada yeni bir uzun parantez açmak ve bu dağ gezintisi hikâyesinden çok gerilere dönmek ihtiyacını duyuyorum.’ –Y. K. Karaosmanoğlu.

parasını çıkarmak

anaparayı kurtarmak, masrafını çıkarmak.

parasını sokağa atmak

değeri olmayan bir mala para vermek.

parasıyla rezil olmak

para vererek yaptırdığı bir şey iyi çıkmamak, parasının karşılığını alamamak.

parasızlık çekmek

para yönünden sürekli sıkıntı içinde olmak: ‘Ömrünün büyük bölümünde parasızlık çekmiş olan bir çeşit kumarbazdı.’ –R. Erduran.

paraya çevirmek

herhangi bir şeyi para ile değiştirmek.

paraya kıymak

gereken yerde para harcamaktan kaçınmamak.

paraya para (pul) dememek

1) çok para kazanır olmak; 2) elde edilen parayı az bulmak; 3) bol para harcamak.

paraya sıkışmak

parasız kalmak, para sıkıntısı içinde olmak.

parayı basmak (bastırmak)

para vermek: ‘Fiyatını söylesem şaşar kalırsın ama aldırmıyorum, basıyorum parayı alıyorum.’ –M. İzgü.

parayı denize atmak

parayı boşuna harcamak, israf etmek.

parçalı bohça gibi

birbirini tutmaz parçalardan oluşan.

parmağına dolamak

bir konuyu, bir kimseyi ele alıp sürekli uğraşmak, diline dolamak: ‘Çarşının alaycıları, gevezeleri … Halil’in yüreğinin yandığını anlayınca onu parmaklarına doladılar, ateşini körüklemeye başladılar.’ –M. Ş. Esendal.

parmağını bile kıpırdatmamak (oynatmamak)

bir iş için hiçbir davranışta bulunmamak.

parmağını yaranın üzerine basmak

asıl derdi veya bir derdin asıl sebebini göstermek.

parmağının ucuyla (ucunda) çevirmek

bir işi kolayca ve ustalıkla yapabilmek.

parmak atmak

sorun yaratmak.

parmak bozmak

çocuklar arasında arkadaşlığı sona erdirmek, küsmek.

parmak ısırmak

büyük şaşkınlık duymak: ‘Hele geçen gün o Meşincioğlu Kerim Bey’e yaptığın işe parmak ısırdım.’ –R. N. Güntekin.

Sayfa 84 / 113

 

 

Filtreleme Seçenekleri
Ana Menü