Deyimler ve Deyimlerin Anlamları

11209 Sonuç bulundu.

minnet duymak

birinin iyiliğine karşı kendini ona borçlu saymak: ‘Bana karşı gösterilen bu güven ve sevgiden dolayı çok minnet duymama rağmen, siyasi hayata atılmak istemiyordum.’ –H. E. Adıvar.

minnet etmemek

boyun eğmemek.

minnettar kalmak

birinden görülen iyiliğe karşı teşekkür duygusu beslemek: ‘Kendine minnettar kalan ahalinin elleri üzerinde geziyor.’ –Ö. Seyfettin.

miras yemek

1) kendine miras kalmak: ‘Erkek çocuk ne kadar miras yerse kız çocuk da o kadar miras yer.’ –F. R. Atay. 2) kendine kalan mirası tüketmek: ‘Son zamanlarda İzmir’deki gazinocu bir amcasından beş bin liralık bir de miras yemişti.’ –H. Taner.

mirasa konmak

bir kimseye önemlice bir kalıt kalmak: ‘Bizimkiler okkalı bir mirasa konmuşlar da o hergelenin hakkını mı yemişler ne?’ –H. Taner.

mis gibi

1) çok güzel: ‘Orada çamlar mis gibi kokarak rüzgârla fısıldaşırlardı.’ –Halikarnas Balıkçısı. 2) elbette: ‘Ben mis gibi tornacıyım, sanatımı bırakamam.’ –S. F. Abasıyanık.

misafir gibi oturmak

1) bulunduğu yerden her an ayrılacakmış gibi eğreti, üstünkörü oturmak; 2) mec. hiç iş yapmamak.

misafir kalmak

bir yerde yiyip içmek, yatmak ve konuk olarak ilgi görmek: ‘Cemile sekiz, on gün çiftlikte misafir kalacaktı.’ –R. N. Güntekin.

misal göstermek

örnek vermek: ‘Çocuklarıma beni misal gösterdiğini, ağzım kulaklarıma vararak öteden beriden işitiyordum.’ –R. N. Güntekin.

misk gibi

mis gibi.

misli menendi yok

benzeri, eşi yok: ‘Bu sonbahar sabahında Gülhane Parkı’nın misli menendi yoktur.’ –S. F. Abasıyanık.

mitralyöz gibi

durmadan, ara vermeden (konuşma).

mıncığı çıkmak

ezilerek içi dışına çıkmak.

mır mır etmek

1) ‘mırıldanma’ sesi çıkarmak; 2) kendi kendine söylenip durmak.

mırın kırın etmek

bir isteği yerine getirmemek için çeşitli sebepler ileri sürmek, nazlanmak: ‘Sorulsa, nasıl bir hayatı seviyorsun, diye, mırın kırın eder, hiçbir şey anlaşılmaz.’ –A. Boysan.

mışıl mışıl uyumak

rahat, sessiz ve derin soluk alarak uyumak.

mısır püskülü gibi

seyrek, ince ve cansız (saç).

modası geçmek

1) moda olmaktan çıkmak; 2) mec. önemini yitirmek, geçersiz duruma gelmek, artık aranmamak: Bu işin modası geçti, onu vaktiyle yapmak gerekti.

model çıkarmak

1) kumaş kesiminden önce kâğıt vb. malzeme üzerine parçanın örneğini hazırlamak; 2) mec. bir şeyi vurarak izini çıkarmak: ‘Bir tuğla işçisi kerpiç kalıbını kapmış, karısının sırtında model çıkarmış, kadın ciyak ciyak.’ –A. Gündüz.

mola almak

voleybol ve basketbolda taktik alışverişi yapmak için bir süre ara istemek.

mola vermek

uzun süren yolculuğa, yürüyüşe veya çalışmaya, dinlenmek amacıyla bir süre ara vermek, oturup dinlenmek: ‘Otobüs, yol üzerinde bir kasabanın çarşısında yarım saat mola vermişti.’ –R. N. Güntekin.

moral bulmak

yürek gücünü, maneviyatını güçlendirmek: ‘Savaşçı gruplarını moral bulmaları için bir haftalık tatile göndermeyi gerekli sayıyorlardı.’ –R. Erduran.

moral vermek

bir kimsenin ruhsal direnme gücünü artırmak, cesaretlendirmek, yüreklendirmek.

morali bozulmak

ruhsal yönden direnme gücünü yitirmek, içine korku düşmek.

moralini bozmak

bir kimsenin ruhsal yönden direnme gücünü azaltmak, sarsmak: ‘Bu olay, on beş gündür sıcak yemek yemeyen askerlerin morallerini bozup sinirlerini iyice gerdi.’ –İ. O. Anar.

moratoryuma gitmek

tüm borçların ödeme zorunluluğunu geri bırakmak, resmî olarak geciktirmek.

morga kaldırmak

ölüleri morga götürmek.

mortoyu çekmek

ölmek.

mosmor kesilmek (olmak)

kötü duruma düşmek, bozulmak, mahcup olmak.

mostra olmak

argo kendini gülünç bir duruma sokmak.

motoru bozmak

bağırsakları bozulmak, ishal olmak.

muaf tutmak

bir ödevi, bir görevi bağışlamak, ayrıcalık tanımak.

muafiyet tanımak

kendisinden beklenilen veya istenilenlerin bütününü istememek.

muamele görmek

işlem uygulanmak, davranılmak: ‘İyi muamele görmekle beraber eski neşesini kaybetmişti.’ –Y. K. Beyatlı.

muamma asmak

âşıklık geleneğinde herhangi bir konuyu manzum olarak bilmece türünde düzenleyip genellikle kahvehanelerde herkesin göreceği bir yere koymak.

muammer olmak

1) yaşamak; 2) uzun ve mutlu yaşamak.

muaşakada olmak

sevişmek, birbirine âşık olmak: ‘Ahmet’le Fazilet’in muaşakada oldukları ve evlenmeye hazırlandıkları anlaşıldı.’ –Y. K. Beyatlı.

mübah görmek (saymak)

hoş görmek, sakıncasız bulmak: ‘Kendine mübah gördüğünü bana yasak ederek beni susturmak mı istiyordun?’ –P. Safa.

mücadele vermek

savaş vermek, mücadele etmek.

mucize göstermek

1) olağanüstü bir olay yaratmak: ‘Millî hareket bu son bir sene zarfında o kadar süratli bir mucize gösterdi ki büyüklüğüyle gözleri kamaştırıyor.’ –Y. K. Beyatlı. 2) sadece peygambere özgü, insan aklının ve kabiliyetinin erişemeyeceği olağanüstülükler göstermek.

müdana etmemek

1) kendini borçlu hissedecek duruma düşürmemek, kendi ayakları üstünde durmak, kimseye açıklama yapma gereği hissetmemek; 2) yaranmaya, iyi görünmeye çalışmamak.

muhabbet beslemek

sevgi duymak.

muhacir gitmek

göç etmek: ‘Bunlar Kozan’dan Kırım’a, oradan da Tuna’ya muhacir gitmişler.’ –P. Safa.

muhafaza altına almak

korumak, saklamak, bir yerde tutmak, kapatmak.

muhakeme yürütmek

düşünmek, soruna bir çözüm aramak: ‘Ferit bu aralık kendi kendine muhakemeler yürütmüş…’ –S. F. Abasıyanık.

muhalefet etmek

karşı davranışta bulunmak, karşı çıkmak.

muhasara altına almak

kuşatılmak: ‘Avluda neden bir köşede muhasara altına alındığımı o vakit anlamıştım.’ –Y. K. Karaosmanoğlu.

muhayyer bırakmak

seçmeli bırakmak, seçmeye izin vermek.

muhit edinmek

ilişkili olduğu, tanışık olduğu kimselerin sayısını çoğaltmak.

mühür basmak

mühürlemek.

müjde koşturmak

bir muştuyu bir kimseye ivedilikle ulaştırmak.

müjde vermek (götürmek)

bir kimseye sevindirici, mutlu bir haberi ulaştırmak.

mukabele okumak

topluluk karşısında dinleyicilerin takip edebileceği biçimde Kur’an’ı okumak.

mukabelede bulunmak

karşılık vermek.

mükâfatını görmek

herhangi bir olumlu davranışın, özverinin veya bir sıkıntının iyi sonucunu elde etmek: ‘Zavallı babam geçirdiği yetmiş senelik azabın mükâfatını görecek.’ –Ö. Seyfettin.

mukarrer bulunmak

kararlaşmak.

mukavemet etmek (göstermek)

direnmek, dayanmak, karşı koymak: ‘Kalabalık bir düşman karşısında mukavemet etmek, kudretimi arttırıyordu.’ –K. Bilbaşar.

mukavemeti kırılmak

direnci, gücü azalmak.

mülahazat hanesini açık bırakmak

bir kimse hakkında kesin bir kanıya varamayarak zamanla ortaya çıkacak gelişmeleri beklemek.

mülakat vermek

belli bir konuda konuşmak, demeç vermek.

mum etmek

muma çevirmek.

mum gibi

1) dosdoğru, dimdik; 2) uslu, kıpırtısız; 3) tertemiz, düzgün; 4) zayıf, sararıp solmuş.

mum kesilmek

sessiz, uslu, doğru düzgün durmak: ‘Öteki çocuklar mum kesilmişler, sahte bir sessizlikle birer disiplin modeli olmuşlardı.’ –Ç. Altan.

mum olmak

1) hırçınlığı, yaramazlığı bırakmak; 2) argo razı olmak: O bu işe çoktan mum olmuştur ama kendini naza çekiyor.

mum yakmak

kutsal sayılan bir yere giderek adak adadığında mum yakıp koymak.

mum yapıştırmak

1) bir şeyi kırmızı mumla mühürlemek; 2) mec. önemli bir şeyi unutmayıp akılda tutmak.

muma döndürmek (çevirmek)

her sözü dinler duruma getirmek, uslandırmak.

mümkün görünmek

olabilmek: ‘Alınan tedbirlere rağmen Türkiye’nin nüfus artışını, beklenilen bir şekilde durdurmak pek mümkün görünmüyor.’ –M. Kaplan.

mümkün olmak

imkân bulunmak: ‘Bu iki ışık, varılması mümkün olmayan bir uzaklıkta duruyordu.’ –H. S. Tanrıöver.

mumla aramak

çok isteyerek ve özlemle aramak: ‘Kısacası, böyle bir komşuyu mumla arasa bulamayacaktır.’ –T. Buğra.

mumya gibi

çok zayıf ve renksiz (kimse).

münakaşa götürmemek

tartışmaya yer vermeyecek biçimde kesin olmak.

münasebet almak

uygun düşmek.

münasebet düşmek

uygun bir durum ortaya çıkmak.

münasebet kurmak

iki şey arasında ilişki bulmak, yakınlık görmek.

münasebete girmek

1) tanışma yolu açmak, ilişki kurmak: ‘Onunla temas ve münasebete girmektense hiçbir şey yapmamayı ve hazır paradan yemeyi tercih ediyorum.’ –Y. K. Karaosmanoğlu. 2) cinsel yaklaşımda bulunmak.

münasebeti düşmek

sırası gelmek: Bir münasebeti düşerse söylerim.

münasebetini getirmek

sırasını getirmek.

münasebette bulunmak

1) ilişkisi olmak; 2) ilişki kurmak; 3) cinsel ilişkiyi gerçekleştirmek.

münasip bulmak

uygun olduğunu, yerinde görüldüğünü kabul etmek: ‘El işlerini, bilhassa ziraatı münasip buldu.’ –N. Hikmet.

münasip düşmek

uygun düşmek: ‘O makama daha gayur bir zat münasip düşüyordu.’ –A. İlhan.

münasip görmek

uygun ve yerinde bulmak: ‘Kendi çocukları hep kız olduğu için yeğeni Bilâl’i bu işe münasip gördü.’ –H. E. Adıvar.

müracaatta bulunmak

müracaat etmek.

murada (muradına) ermek

isteğine kavuşmak, dileği gerçekleşmek, arzusu yerine gelmek: ‘Sevdalılar nihayet murada eriyorlar.’ –R. N. Güntekin.

muradı gözünde kalmak

emeline ulaşamamak: ‘Kabrimin baş taşına yazsınlar / Muradı gözünde kalan bu diye’ –Âşık Ali İzzet.

murat almak

dileğine kavuşmak.

murdar gitmek

murdar bir biçimde ölmek.

mürekkebi kurumadan bozmak

kararı, sözleşmeyi, anlaşmayı yazılmasından çok kısa süre sonra bozmak.

mürekkep olmak

-den oluşmak.

mürekkep yalamak

çok okumuş, yazmış olmak: ‘Herhâlde aile terbiyemin, görgümün ve az buçuk mürekkep yalamış olmamın da bu Tanrı vergisini beslemekte tesiri olacaktır.’ –R. N. Güntekin.

mürekkep yalamış

öğrenim görmüş, kültürlü: ‘Şöyle az buçuk mürekkep yalamış bir insanı böylesine üç nutuk çılgına döndürür.’ –S. F. Abasıyanık.

mürüvvetini görmek

anne ve baba çocuklarının sevinçli günlerini görerek mutluluk duymak: ‘Ne kaldı şurada alnımızın akıyla ilk torunumun mürüvvetini görmeye?’ –A. Ağaoğlu.

müsaade etmek (buyurmak)

1) izin vermek: ‘Hiçbir şey söylemesine müsaade etmedim, gayet haşin, çok sert davrandım.’ –E. İ. Benice. 2) geçiş için yol vermek, yol açmak; 3) elverişli, uygun olmak.

müsabakaya girmek

yarışmak, yarışmaya katılmak.

müsadere etmek

zor alıma çarpmak.

müşahede altına almak

sürekli gözlem altında bulundurmak.

musallat olmak

birini sürekli rahatsız etmek, birine sataşmak, peşini hiç bırakmamak:

muşamba gibi

çok kirlenmiş (çamaşır, kumaş, örtü vb.).

müşkülat çekmek

zorluk, güçlük içinde kalmak: ‘Görüyorsunuz ki cevap vermekte müşkülat çekiyorsunuz.’ –Y. K. Karaosmanoğlu.

Müslüman mahallesinde salyangoz satmak

körler mahallesinde ayna satmak.

Sayfa 78 / 113

 

 

Filtreleme Seçenekleri
Ana Menü