Deyimler ve Deyimlerin Anlamları

11209 Sonuç bulundu.

kolpoya düşmek (gelmek)

oyuna gelmek.

koltuğa girmek

evlenmek: ‘Nihayet sonbaharın yağmurlu, serin bir günü koltuğa giriyorum.’ –Ö. Seyfettin.

koltuğu doldurmak

aldığı görevi tam olarak başarabilecek yetenekte bulunmak: ‘Ercüment, memurluk hayatında her oturduğu koltuğu doldurmuş…’ –Y. Z. Ortaç.

koltuğuna girmek

koltuğunun altına sığınmak.

koltuğunun altına sığınmak

birinin koruyuculuğuna sığınmak: ‘Ben de aç duracak değilim ya! Bizim orada senin gibi bir ağa yok ki koltuğunun altına sığınalım.’ –M. Ş. Esendal.

koltuk çıkmak

desteklemek.

koltuk değneği olmak

birine, yaptığı uygunsuz işlerde destek sağlamak.

koltukları kabarmak

kendine veya yakınlarına yapılan övgüden kıvanç duymak: ‘Memnun oldu, koltukları kabardı, sevinçle gözlerimin içine baktı.’ –E. İ. Benice.

koltukta olmak

şaka başkasının konuğu olup kendi masraf etmemek.

kolu kanadı kırılmak

bir şey yapamayacak duruma gelmek, çaresiz kalmak: ‘Hem de kolu kanadı tamamıyla kırılmış, bir daha hemcinslerimize dil uzatamayacak bir hâlde…’ –R. N. Güntekin.

koluna kuvvet

iş yapan bir kimseye, isteklendirmek, coşturmak için söylenen bir söz.

komadan çıkmak

komaya giren hasta bu durumdan kurtulmak, ölümden dönmek.

komalık olmak

yediği dayaktan sonra kıpırdayamayacak duruma gelmek: ‘Eski kocam, komalık oluncaya kadar dövüldükten sonra boş bir arsaya atılmıştı.’ –A. Ümit.

komaya girmek

1) duyma, anlama ve hareket yeteneklerini yitirerek yarı ölü duruma gelmek, kendinden geçmek; 2) mec. kendinden geçecek kadar sinirlenmek, şaşırmak, üzülmek.

komiğine gitmek

gülünç bulmak: ‘Tıraş olan erkekleri seyretmeyi severim, komiğime gider.’ –T. Dursun K.

komik bulmak

gülünç saymak.

komplekse kapılmak

aşağılık duygusu hissetmek: ‘Haklarında yazılan yüceltici eleştirileri de tam anladığımı söyleyemem. O zaman biraz komplekse kapılıyorum.’ –N. Meriç.

komplo kurbanı olmak

komploya kurban gitmek.

komploya kurban gitmek

komplo yoluyla zarar görmek.

kömür başa vurmak

kömürün iyi yanmamasından çıkan karbon oksidiyle zehirlenmekten baş ağrımak.

kömür gibi

kapkara.

kömürcü çırağına dönmek

yüzü, üstü başı siyah lekeler içinde kalmak, eli yüzü kapkara olmak.

konak gibi

büyük ve gösterişli (ev).

konferans çekmek

karşısındakini bıktıracak bir biçimde uzun veya öğüt verircesine konuşmak.

konferans vermek

herhangi bir konuda bilgi verecek biçimde konuşma yapmak: ‘Türk Ocağında bir de konferans vermiş olduğunu hatırlatırım.’ –F. R. Atay.

konsantre olmak

1) düşünceyi, duyguyu, gücü bir noktada toplamak; 2) mec. bilenmek.

konser vermek

dinleyicilere, müzik eserlerini çalmak veya söylemek.

kont gibi

şık giyinmiş (adam).

kont gibi yaşamak

bolluk içinde yaşamak.

kontak atmak

1) elektrik donanımında karşı uçların birbirine dokunmasıyla elektrik akımı kesilmek; 2) mec. dengeyi kaybetmek, sinirlenip olağan dışı davranmak.

kontak kapatmak (kapamak)

1) bir taşıtın çalışan motorunu durdurmak için kontak anahtarını çevirerek elektrik devresini kapamak; 2) mec. bir olayı protesto etmek için sürücüler trafiğe çıkmamak, taşıtlarıyla trafiği engellemek veya bir süre bulunduğu yerde kalıp motoru durdurmak.

kontak kurmak

biriyle veya bir olayla bağlantı sağlamak.

kontra gitmek

birine zıt gitmek.

kontrol altına almak

bir olayı denetim altına almak.

kontrol altında olmak

denetlenmek.

kontrol altında tutmak

denetlemek: ‘Amcam öfkesini kontrol altında tutmaya çalışarak derin bir soluk alıyor.’ –A. Ümit.

kontrpiyede kalmak

1) sp. futbolda kaleci ters tarafa gitmek veya hamle yapmak; 2) mec. beklediği sonuca ulaşamamak; 3) mec. düşüncelerini açıklayamamaktan ötürü zor durumda kalmak.

konuk etmek

birini evinde bir süre ağırlamak.

konuk gelmek

bir yere veya birinin evine kısa bir süre kalmak için gelmek.

konuk olmak

bir yerde kısa bir süre ağırlanmak.

konuşmaya dalmak

başka şeylerle ilişkiyi keserek belli bir konudan söz etmek.

koparıp atmak

1) koparmak; 2) mec. ilgisini kesmek, önem vermemek: ‘Sana karşı içimde iki katlı bir ana yüreği var. İşte onu koparıp atamıyorum.’ –Ö. Seyfettin.

köpeğe atsan yemez

‘çok kötü (yiyecek)’ anlamında kullanılan bir söz.

köpeğe hoşt, kediye pişt dememek

kendisine zarar verenlerden korunmak için en küçük bir tepkide bulunmamak.

köpeğin ağzına kemik atmak

hkr. karşı gelerek bağırıp çağıran birini susturmak için ona bir çıkar sağlamak.

köpek gibi

çok yaltaklanan: ‘Kız ona derdini yanarken, paşanın Tevfik’i buldurması için köpek gibi yalvarırken, o gözlerini tavana dikiyor, cevap vermiyordu.’ –H. E. Adıvar.

köpek yese kudurur

çok ağır ve onur kırıcı sözler için söylenen bir söz.

köprübaşını tutmak

çok önemli bir mevkiyi ele geçirmek.

köprüleri atmak

bir işten vazgeçme veya geri dönme imkânı kalmayacak biçimde kesin bir davranışta bulunmak.

köpük gibi

beyaz, hafif ve köpük görünümlü.

kopup gelmek

uzak bir yerden ayrılarak gelmek.

kopya çekmek

genellikle yazılı sınavlarda soruları cevaplamak için bir kaynağa gizlice bakmak: ‘En bildiği derste bile kopya çeker, çekmezse hasta olur, deliye döner.’ –H. Taner.

kopya vermek

sınavda sorulara cevap vermesi için bir kimseye gizlice yardımda bulunmak: ‘Lisede de başkalarına kopya verirken yakalanır, ikmale kalırdın.’ –N. Hikmet.

kör değneğini beller gibi

hep aynı biçimde davranıp hiçbir yenilik veya değişiklik yapmayacak biçimde: ‘Evde, kör değneğini bellemiş gibi sabahları, biraz kızarmış ekmek, tereyağı ve reçelle çay içtiğimiz hâlde, bunlar, eniştemizin köşkünde bir öğle yemeği miktarına çıkar.’ –A. Ş. Hisar.

kor dökmek

yanınca dayanıklı kor durumuna girmek.

kor gibi

kıpkırmızı, ateş gibi.

kor gibi yanmak

1) çok parlamak: ‘Gözleri kor gibi yanan ve bir ölüden daha sarı olan diğer bir yaralı yatıyordu.’ –Y. K. Karaosmanoğlu. 2) büyük üzüntü çekmek.

kör itin öldüğü yer

çok uzakta olan yer: ‘Sabah sabah kör itin öldüğü yerlerde işim yok.’ –O. Kemal.

kör kör parmağım gözüne

‘çok belli, göze batacak kadar ortada’ anlamında kullanılan bir söz: ‘Orada da bazı kimseler sanat denince ille kuru, basit, yalın kat, kör kör parmağım gözüne bir üslubu anlıyorlar.’ –H. Taner.

kör kurttan bile vazgeçmemek

en küçük varlığı bile hor görmeden korumak.

kör şeytandan bulmak

kaderi kötü olmak.

kordon altına almak

bir yere giriş çıkışı önlemek için o yeri görevlilerce korumak.

korktuğu başına gelmek

düşünülen kötü durum gerçekleşmek: ‘Korktuğu başına gelmiş ve o koskoca Nahit Bey ipin ucunu kaçırarak dillere destan olmuştu.’ –T. Buğra.

korktuğuna uğramak

korktuğu başına gelmek.

korku düşmek

endişelenmek, korkmak: ‘Bir korku düştü canıma acep nola benim hâlim / Derman olmaz ise bana acep nola benim hâlim?’ –Yunus Emre.

korku saçmak

herkesi korkutmak.

korkudan çıldırmak

aşırı korku yüzünden aklını yitirmek, delirmek: ‘Yoksa çocuk, etrafını saran hayaletlerin dehşeti karşısında mutlaka korkudan çıldırırdı.’ –R. N. Güntekin.

korkusundan altına etmek (kaçırmak, yapmak)

çok korktuğunda idrarını veya dışkısını kaçırmak.

korkuya kapılmak

korku düşmek.

korkuya kesmek

korkmak: ‘Ürkek ürkek dolaşıyordu evin içinde. Tepeden tırnağa korkuya kesmişti.’ –Y. Kemal.

körler mahallesinde ayna satmak

bir şeyi ona gereksinim duymayacak olan çevreye götürmek.

korumaya almak

tehlikede olduğu düşünülen bir kimseyi veya eseri saldırılardan korumak üzere önlem almak.

körün taşı

rastlantı sonucu birine zarar veren, hesapta olmayan iş.

korunma görmek

anlayış veya hoşgörü ile karşılanmak: ‘Hiçbir düşünce ve mülahazanın … Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği…’ –Anayasa.

kös dinlemek

türlü olaylar yaşadığı için bilgi ve deneyim sahibi olarak benzer veya daha basit olaylar karşısında aldırış etmemek: ‘Politikacılar onun olumlu isteklerini kös dinler mi, dinlemezler mi o zaman görürüz.’ –H. Taner.

köşe bucağa dağılmak

1) her tarafa yayılmak: ‘Köşe bucağa dağılmış ürkek hizmetçilerini çağırır.’ –A. Erhat. 2) darmadağın olmak.

köşe bucak kaçmak (saklanmak)

kimseye görünmek istememek: ‘Anası köşe bucak kaçıyor, tenha bir yer buldukça hıçkırıyordu.’ –R. Enis.

köşe kapmaca oynamak

biri başkasına gidip bulamadığı sırada, o da kendisine gelip bulamamak, birbirini arayıp durmak.

köşe tutmak

karışmak, kendini belli etmek, görünmek: ‘Kemanın ince gıy gıylarına boş mağaralardaki ses akisleri gibi öten pes perdeden bir öksürük köşe tutuyor.’ –H. E. Adıvar.

köşebaşını tutmak

etkili olabilecek en önemli makamda bulunmak veya o yeri ele geçirmek: ‘Amatör diplomatlar, küme küme köşebaşlarını tutmuş ve bozgunculuk propagandasına girmişti.’ –Y. K. Karaosmanoğlu.

köşede bucakta kalmak

ilgisizlikten gözden uzakta bulunmak: Koca Sinan’ın en önemli yapısı bu durumda olursa köşede bucakta kalmış olanlara selam olsun!

kösele gibi

çok sert, çiğnenmesi güç, koparılamaz: Kösele gibi et.

kösemenlik etmek

yol göstermek, kılavuzluk etmek.

kösenin sakalı gibi

her zaman olduğu gibi kalan, değişikliğe uğramayan.

köşesine çekilmek

toplumdan kaçıp hiçbir şeyle ilgilenmeyerek tek başına yaşamak.

köşeyi dönmek

1) hiçbir çaba göstermeden kısa sürede zengin olmak; 2) kısa yoldan ve büyük bir emek harcamadan sosyal ve ekonomik güç edinmek.

kösteği kırmak

1) çocuk yürümeye başlamak; 2) bağlı bulunduğu yerle ilişiğini kesmek.

köstek vurmak

1) hayvanın ayağına köstek bağlamak; 2) mec. kösteklemek; 3) sp. güreşte hasmın bir veya iki ayağını sımsıkı yakalamak.

koşu koparmak

hızla koşuvermek, çabucak atılıp gitmek: ‘Sonra elinde boş tasla çeşmeye doğru bir koşu koparıyor.’ –R. N. Güntekin.

koşun bağlamak

koşun durumuna girmek, saf tutmak.

kötek atmak (çekmek)

dövmek, dayak atmak.

kötek yemek

dövülmek, dayak yemek.

kötü gözle bakmak

1) bir kimse için iyi olmayan düşünceler beslemek, bunu belli edercesine bakmak: ‘Tiyatroda kimse kimseye kötü gözle bakamaz.’ –S. F. Abasıyanık. 2) cinsel duygu ile bakmak: ‘Ben bu kambur kızdan hoşlanmışsam, onu sevmişsem neden ona kötü gözle bakmış olayım?’ –O. V. Kanık.

kötü kişi olmak

bazı kimseler birtakım insanların düşmanlığını kazanmak.

kötü kötü düşünmek

üzüntülü düşüncelere dalmak: ‘Ben başladım kötü kötü düşünmeye.’ –N. Hikmet.

kötü olmak

1) olumsuz bir durum almak; 2) beğenilmemek, takdir edilmemek; 3) kadın kötü yola düşmek: ‘En insaflıları biraz acır, ah zavallı kötü oldu, alnının yazısı imiş derler.’ –Ö. Seyfettin.

kötü yola düşmek

kötü kadın olmak.

kötü yola sapmak

doğruluktan ayrılıp istenilmeyen ve yanlış işler yapmak.

kötü yola saptırmak

kötü yola sürüklemek: ‘Parmak kadar çocuğu kötü yollara saptıranların kökünü kazırım.’ –S. Ali.

kötü yola sürüklemek

yasa dışı, uygunsuz veya hoşa gitmeyen bir yaşayış içine sokmak: ‘Kız kardeşini kötü yola sürükledi diye babası reddetmişti.’ –S. F. Abasıyanık.

Sayfa 71 / 113

 

 

Filtreleme Seçenekleri
Ana Menü