Neler yeni

Bilgilendirme

http://www.dersimizturkce.gen.tr ve http://www.turkcedersi.gen.tr sitelerinin birleşimi esnasında tüm üyelikler sıfırlanmıştır.

Sitemizdeki dosyaları indirebilmek için üye olmalısınız. Üye olmak için tıklayınız. (E-posta adresinize onay kodu geleceğinden geçerli bir e-posta adresi girmeyi unutmayınız.)

Üyelikte sorun yaşayan kullanıcılarımız 0532 644 67 88 ‘e SMS veya WhatsApp yoluyla ya da mustafaaygun@gmail.com ‘a mail atarak yardım alabilirler.

ÜYE OL WhatsApp Destek

Kitap okuma alışkanlığı kazandırdım.

Katılım
15 Şub 2018
Mesajlar
26
Beğeniler
22
#1
Merhabalar. 2003-2007 yılları arasında Ordu ili Öceli köyünde asil bir davranış olduğunu düşündüğüm '' Kitap Okuma Alışkanlığı '' ile ilgili çalışmalarımı sadece paylaşma amacı ile İnternet ortamında yayınlamıştım. Belki önceden okumuşsunuzdur. Okumayanlar için ilk hali ile paylaşıyorum. Kendimce oluşturduğum bu yöntemimle çok şükür yüzlerce öğrencime bu asil davranışı kazandırmanın mutluluğunu yaşıyorum. Elbette 10 yıl geçti bu yazıdan. Artık güncellemem gerektiğini düşünüyorum. Çünkü çok daha iyi bir şekilde geliştirdiğimi düşünüyorum. Şöyle ki 8.sınıf öğrencilerimle ilk dönem Sofi'nin Dünya'sını okuyup şu sıralar Ruso'nun 800 sayfalık eğitimle ilgili başyapıtı Emili'yi okuyoruz... İlgilenen meslektaşlarıma saygıyla sunuyorum.
Efendim, adım Evgin CABBAR. Ben, Ordu ilinde Türkçe öğretmeni olarak görev yapıyorum. İfadelerim bir şikayet değil, bir isyan da değil, bir istek de değil.Sadece kendi imkanlar dahilinde başarılmış, amacına ulaşılmış çalışmalar bütünüdür. Ülkemizde okuma alışkanlığının ne kadar kötü durumda olduğu bilinmektedir. Ben kendi çabalarımla bir şeyi başardım. Ve kendi yöntemimle... 6. sınıftaki bir öğrencimin bir eğitim-öğretim yılında okuduğu kitap sayısı tam 130'dur.Sınıf ortalaması da 70 civarında. 7. sınıf ve 8. sınıf öğrencilerim de müthiş düzeyde okuyorlar. Tabi bu bir şeylere rağmen yapıldı. Çok büyük problemlerle karşılaştım hala da karşılaşıyorum. Dershane zihniyeti ve sisteme dahil olan, öğrencileri test makinesi haline getiren bu sistem elemanları, her halükarda engel oluyor. Ben ise çocuğu hayata hazırlıyorum. Onları çalışkan ya da tembel diye ayırmadan , hayata hazırlıyorum. Ve benim öğrencilerim kimleri mi biliyor? Başta Cemil Meriç( Kaç 7. sınıf öğrencisi bu isimleri bilebilir veya anlamaya çalışır?) Atilla İlhan, Oktay Sinanoğlu, Yavuz Bülent Bakiler, Yunus Emre, Mevlana, Baki, Nedim, Sokrates, Platon, İbn-i Haldun, Hallac-ı Mansur, Hegel, Marks, Niçe, Dostoyevski, Hugo ve daha niceleri....
Bu bir başarıdır ve devam edecektir. Bunu herkesle paylaşmak istiyorum. Uyguladığım bu DİYALEKTİK uygulamayı paylaşmak istiyorum. Yaptığım kısaca şu: Düşünmek, düşünmek, düşündürmek ve düşünenleri göstermek. Amaç sadece okumak değil . Asil olan bu davranışın nihaiyi amacı da asıl olana hizmettir. O da davranışlarına dökmektir. Cemil Meriç'in dediği gibi ''Bizde düşünenler yoktur. Düşünenleri, düşünenler çoktur''. Teşekkürler. Eğitimci adayı Evgin CABBAR

Aşağıda bahsi geçen uygulama anlatıldığından daha fazla ve ince bir yapıya sahip . Öncelikle onun tasvirini iyi yapmak lazım. Çünkü takdir edersiniz ki mühim bir konu, zor bir konu. Sevgi işi. Kolay değil.Bu konuyu sanal ortama dökerken dahi çok düşündüm. Hangi şartlarda yapıldı ve yapılıyor. Bir defa sistemin dışındayım. Müfredatın dışında olacaksınız. Sadece Türkçe dersi olarak değil. Dersi ders dışı hayatın küçük bir sahnesi olarak düşünmelisiniz.En önemlisi BİLGİYİ SATABİLMELİSİNİZ. Mesela benim 29 yaşında bir edebiyat öğretmeni arkadaşım toplam 1500 kitap okumasına rağmen öğrencilerine bu bilgileri aktaramıyor. Yunus'un Aşk'ın diyalektiğinden Matriks filmindeki diyalektiğe kadarki diyalektiğe ya da Yılmaz Güney'in diyalektiğinden Kemal Sunal'ın diyalektiğine kadarki zincirleme bağıntıları kurabilmek için bir kendi düşünce yapısına ihtiyaç var. Tüm sosyal bilimleri bildiği kadar kullanabilmeli. Üstündeki kıyafetten, havadaki buluta kadar,kırmızı gülün koparılmamasından Yunus'un Gülü ile Bülbülü'ne kadar. Ya da Plalton'un Mağara Benzetmesine oradan Mevlana'ya Oradan Cemil Meriç'in kapandığı odasına, oradan sınıfa.. . Çocuklar inanır mısınız dersten çıkmak istemiyorlar. Ve biz aşırı kitap okunmasından dolayı evet, yanlış duymadınız aşırı kitap okunmasından dolayı 2 hafta kitap okuma yasağı uyguladık. O sürede kitap okumayı ve amaçlarını anlattık. 7.sınıf öğrencimiz bu dönem tatilinde neler okumuş bakın: Oktay Sinanoğlu'nun '' Bye Bye Türkçe; D.Cüceloğlu'nun '' Savaşçı; Monteigne'' denemeler; H. E. Adıvar'ın ''Mor Salkımlı Ev.8. sınıf öğrencileriimden bazıları da Sofi'nin dünyasını okuyorlar ve tartışıyoruz .
Yani durum bundan daha fazla. Bu çocuklarla her şeyi konuşuyoruz. Tarih bilincini, dil bilinci, din bilincini, aslında her şeyi. Ama öğretmenlerimizle hayır.....

Şurası bir gerçek ki kitap okuma alışkanlığı bir sevgi işidir. içtenlik işidir. Yalnız bu sevginin oluşabilmesi için ön bir akla ve yönlendirilmeye ihtiyaç vardır. Benim yaptığım da zaten bu. Önce teşhis sonra tedavi. Ama salt bir somutlamayla verilemez bunun cevabı. Örneklerini verdim. Mesela öğrenciyi düşündürmekten başlarım. (Bu arada ben de düşünürüm) Şöyle baş parmağımızı yüzük parmağımızla birleştirirsek ortaya pasif mantıkla 2 çıkar değil mi?. Öğrencilerime sorduğumda 2 derler ama öncelikle bu bir parmaktır, değil mi? Öğrenci şaşırır. Çünkü bildiğine inandığı bilgi yanlışlanır. Ya da küçük bir fille büyük bir karıncanın karşılaştırması ya da iyi ya da kötü kavramlarının arasında ne iyi ne kötü kavramının olduğunu örneklere erilmesi. Ya da İstiklal Marşı'mızda geçen ''Şafak'' kelimesi 2 defa tekrarlanmıştır ve bu ikisi de farklı şafaklardır. Birisi sabah kızıllığı diğeri akşam kızıllığı yani birisi yıkılan Osmanlı diğeri kurulan Cumhuriyet(Burada Osmanlı kötülenmiyor)'tir.Platon'un Mağara Benzetmesi ise en çok kullandığım argümanlardandır. Bir de şu an rüya görüyor musunuz sorusu. İnsan rüya gördüğünü ne zaman anlar ? Cevap: Uyandığı zaman. Peki siz şimdi rüya görmediğinizi nerden biliyorsunuz?. Ya da '' Sormaz ki bilsin sorsa bilir; bilimez ki sorsun bilse sorar'' İsmet Özel . Ya da tek bir şey biliyorum o da hiçbir şey diyen Sokrates gibi ifadeler ki bunlar gibi niceleri mesela kuantum fiziği onların anladığı gibi anlatıldığında ortaya şu çıkıyor. Öğretmenim,bize kitap alın , biz okumak öğrenmek istiyoruz. çünkü bizler gerçekten bilmiyoruz. Yani anlıyor musunuz ben, onların bir şey bilmediklerini sezdiriyorum .

Bu arada bu konu hakkında sizlerle çok şey paylaşmak istiyorum. Çünkü bizler Türkçe-Edebiyat öğretmenleri çok önemliyiz. Branşlarımız çok güzel ama bize bu güzellikleri anlatmadılar, bize o kadar gereksiz bilgiler ve kırtasiyeler verdiler ki çoğumuz işimizden soğuduk. Bilenleriniz vardır.Bir, Atilla İlhan'ın Dip Dalga'sı vardı. Onu uygulayacak arkadaşları arıyorum ben. Kavrama dökmeden bir şeyler yapmak. Vallahi ben, elimden geleni yapıyorum. Sisteme rağmen, Düşünen, düşündüren gençler yetiştiriyorum. Tost ve test çocukları değil. Ama istiyorum ki toplumun temel dinamiklerini hareketlendirelim. Bunun için de benim gibi düşünen arkadaşlara ihtiyaç var. Teşekkürler, saygılar....

Sevgili arkadaşlar, ülkemiz dahilinde düşündüğümüzde bir 6.sııf öğrencisinin130 kitap okuması pek de alışık olmadığımız durumdur .Lakin şöyle düşünmemek lazım;
Bu kitaplar nelerdir? Bunlar masal ve hikayelerdir. Tavuk suyuna çorba serisi, Ömer Seyfettin Hikayeleri, Memleket Hikayeleri, Batı edebiyatı ve Doğu edebiyatının seçkin hikayeleri gibi bir çok hikaye kitapları okunmuştur.
Ama şimdi ben size desem ki okuduğunuz bir kitabı tam olarak nasıl hazmedersiniz. Ben bile okuduğum kitaptan alacağım şeyler sınırlıdır. Kaldı ki esas amaç okuma alışkanlığı kazandırmak ve kitabı gerçek anlamda tanıtmak ve onu sevdirmek.Bir anlamda onu hayatla ilişkilendirmek. Bu durumda Öğrenci 7. sınıfa geçti mi çoklu zeka kuramlarına da bağlı kalarak onu belirli bilişsel ve düşünsel alanlarda yönlendirmek bir mecburiyet haline gelir. 7.sınıfta bu öğrenci başlar romanlara daha sonra ilerleyen zamanlar da psikoloji , tarih, edebiyat ve sanat alanlarıyla ilgili argümanlara. Bu arada ben de onlara değişik türde yönlendirmelere ve anlatılara ve ya slaytlara ya da canlı örnekler yoluyla bu süreçte bulunurum. Kaldı ki ilk yazımda da belirttiğim üzere o kadar da basit değil olsaydı bunları daha önce duyar ve görürdük. Şu an inanır mısınız? Atatürk Üniversitesi, eğitim ve iletişim fakülteleri bu çocukları haber yaptı ve onların bu başarısını basın- yayın aracılığı ile tüm ülkeye yayma gayreti içinde bulunuyor. Anlattıklarımı bir abartı sanmayın. Bunları tabiki sizlerle paylaşacaktım. Bir sporcularla, popçularla ya da mühendislerle değil ya.... saygılarımla...
Şöyle devam edeyim:
Ben, bu uygulamayı belli bir zamanın ve düşüncenin diyalektiği içinde uyguladım. Dönütlerini fazlasıyla alıyorum.Geçen sene 130 kitap okuyan 7. sınıf öğrencim Burçin GÜLEŞ, şimdilerde Aziz Nesin'in hikayelerinden tutunda Yunus'un Divanından bazı şiirlere kadar, Mevlana'dan hikayelerden, Platon'un diyaloglarına kadar birçok eseri elinden geldiğince okuyor. Sadece okumuyor, aynı zamanda yazıyor ve şiir ezberleyip, onlar hakkında düşünüyor. Bu sadece o öğrenci için değil. Allah'a şükür ki tüm öğrencilerimizde özellikle şu Yunus Emre'yi anma haftasında dahi kendi çalışmaları var. Ayrıca Giresun'un Görele ilçesindeki bir okulda yapılan uygulamaları örnek aldık ve okulun her tarafını rengarenk süsledik. Bir köşeye edebiyatçılarımızı, diğer köşelere Pamuk prenses ve yedi cüceleri, inkilap tarihi konularını, bazı fen bilgisi konularını, felsefecileri, önemli sözleri, çizgi film kahramanlarını,karşılaştırmalı tarih ve edebiyat konularını okulun duvarlarında işledik. Yağmurun oluşum şeklini büyükçe bir duvarda işledik. Özellikle DİYALEKTİĞİ resmettik. Noktalama işaretlerini konuşturduk. daha niceleri. Özel Türkçe sınıfımız var. Projeksiyon sayesinde her an internette araştırma yapabiliyoruz. Aynı sınıfın içinde şark köşesi yaptık. Belirli aralıklarla yöremize ait( yöresel değil) kıyafetlerle bir öğrencimiz semaverde yapılan çayı arkadaşlarına dağıtabiliyor. Bunlar nasıl oldu biliyor musunuz? O, öğrencilere kitap okumanın ne olduğu ya da ne olmadığı anlatılıp, onlara okuma alışkanlığı kazandırıldığı anda büyük bir istek ve arzu sayesinde. Bir de SİSTEMİN DIŞINA ÇIKARAK. Mesela ben plana göre iki ay geriden gidiyorum. Bu arada bunlar bir köy okulunda yapılıyor. Bunları niye anlatıyorum? Sadece PAYLAŞMAK. Umutsuzluğa kapılmamak için... Çünkü mutlaka bir şeyler yapılıyor. Tekrar teşekkür ediyorum. Sevgiyle ve duayla kalınız...
Yine,Eğitim- öğretim kavramlarını anlatıldığı şekilde değil de ikisinin de ayrı olduğuna son derece dikkat ediyorum. Mesela ben önceliği eğitim olarak belirliyorum. Amacım ise bir eğitimci olabilmek. Kimdir o eğitimci derseniz? Hababam sınıfındaki ''Kel Mahmut'' tur. Evi olamayacak kadar veren, okulda yatıp kalkan, sadece ders anlatmayan, dersi dört duvara sıkıştırmayan bir öğretmen. Sistemle taban tabana tersim.Kendi sistemimi uyguluyorum. Çalışkan öğrencilerin fen liselerine ; tembellerinse sözel alanların bulunduğu okullara yönlendirildiği bir sistem benim muhattabım olmaz. Benim yöntemim: Sadece test ve tost çocukları değil. Soran, yaşayan, düşünen, hisseden bireyler yetiştirmektir.Demeyin ki bu herkesin ideali. Problem de bu zaten. Sistemi kabul eden bir öğretmen o sistemin izin verdiği ölçüde bir ideal ortaya koyar.O. Sinanoğlu'nun dediği gibi.''Önce BİLECEKSİN''. Sana ne yapıldığını bileceksin. Bu neden böyle diye bir soracaksın. Bu sistem birileri maddi kazanç sağlasın diye var. Yoksa o eğitimcilik falan filan LAF... Asıl ne ? Amaç ne? Şimdi diyeceksiniz ki hala anlatmıyorsunuz: )) Ama farkında mısınız? Anlatıyorum. Kime? Sana, size, sizlere...
Bunu uygulayacaksak önce uygulayana bakacaksınız. Bazı sıkıntıları laf olsun diye sunmayacak. Cesaretle ortaya koyacak. Ne sağ, ne sol, Ne şu ne bu? Tam bir gerçeklik içinde olacak. Öğretmenin yerinin çay ocağı değil de( Bunu öğretmen çay ocağında bulunmaz mı diye algılamayın)öğretmenler odası olduğunu bilecek. Valla diyebilirsiniz ki herkese rest mi çekelim, ters mi olalım? Yerine göre. O kadar çok örnek var ki... Sizler bunları bizzat yaşıyorsunuzdur! Öğretmenler niye böyle diyorlar? Elbette iyi olmayacak. Öğretmenler iyi olursa toplum düzelecek ya. O yüzden tabiki durum vehametini ilelebet koruyacaktır.
Bir çok öğretmen fen lisesinde okumadığı halde körü körüne bu liseleri öğrencilere tavsiye ederler. Çoklu zekadan bahsederler. Ama sözel zekalı bir öğrenciyi de oraya yollarlar. Mesela benim sözel zekalı bir öğrencim var. Puan olarak bir çok fen lisesni alabiliyor. Amacı sosyal bilimler lisesi. Başka öğretmenlere kalsa Fen lisesine gitmeli. Ben de o zaman şöyle diyorum. ''O öğrenci FEN LİSESİNE GİDECEK KADAR TEMBEL DEĞİL'' işte bu ve buna benzer olay ve olguları bilip, anlayıp ona göre yapılacak uygulamaların başında esas olan OKUMA ALIŞKANLIĞI geldiğini görürsünüz. Öğrencilere, DÜŞÜNEN bir öğretmen kadar faydalı hiçbir bir rehberlik yoktur diye düşünüyorum. Gerisi mi? o size kalmış. Mesela HAKKARİ' de bir matamatik öğretmeni arkadaşımız dersindeki problemleri kitapla özdeşleştiriyor. Bir sosyal bilgiler öğretmeni de dersini klasik dersten tamamiyle farklı anlatıyor. Hepsinin ortak özelliği de DÜŞÜNEN insanlar olmaları. Bir de hepsi de CEMİL MERİÇ VE ATİLLA İLHAN OKUYUCULARI. Arkadaşlar, ben öğrencileri düşündürüyorum, her şeyle ilİşkilendiriyorum kitabı, hayatı, tecrübeleri, özellikle de Platon. Bu arada bazı arkadaşlar diyor ki bu çocuklar Cemil Meriç’i, İlber Ortaylı'yı, Halil İnalcık'ı anlamaz ki. Ya arkadaşlar okumak var okumak var. Kitap okuma yaşının 2 evet 2 olduğunu biliyor muydunuz! 2 yaşında eline alır onu ağzına sokar. 3 yaşında yırtar. 4 yaşında çizer. 5 yaşında da başlar yavaş yavaş okur. Ben. Cemil Meriç gibi bir düşünürü üniversite 3. de tanırken benim öğrencileri 6. sınıfta biliyor. Bu ne demektir' düşünün. Zorla okumuyorlar, sevgiyle, Yunus ile, Farabi ile, Kırmızı gülle okuyorlar... Anlatacaklarım bu kadar.Aklınıza sorular gelebilir. Dedim ya amacım hava atmak ve ya reklam yapmak değil. Paylaşmak. Teşekkür ederim.
 
Son düzenleme:
Katılım
19 Ocak 2018
Mesajlar
49
Beğeniler
19
#2
Yüreğinize sağlık hocam ama şunu belirtmek isterim ki dediğin gibi düşünen bir çocuk yetiştirsek(ki yapmaya çalıştım) veli cimer e yazıyor. Çocuk sorgulamaya başladığında yazın kuran kursu yerine artık daha yaratıcı şeyler yapmaya başladığında aileler (bana göre boşluklar) şikayetçi oluyor. Benim bulundum bölgede ne yazık ki aile profili yobaz kesimden oluşuyor. Daha çok çaba harcamak gerek ama işte bu yönetimde bu ülkede bunu başarmak çok zor. Sistem kurbanı çok çocuk var ve bu her geçen daha da artıyor.
 
Katılım
15 Şub 2018
Mesajlar
26
Beğeniler
22
#3
Evet, ülkemizin içinde bulunduğu durum söylediğiniz gibi örneklerle dolu. Ancak imkan ölçüsünde birkaç öğrenciyi dahi kazanmak önemli. Bendeniz bu şekilde birçok öğrenci kazandım. Analitik düşünmeyi esas almak ve uygun şartlarda uygulamak, ülkemiz şartlarında zor olsa da bir nebze yapılabiliyor. Şahsen, bunu başardığımı gördüm. Tabiki büyük mücadele vererek...
 
Katılım
15 Şub 2018
Mesajlar
26
Beğeniler
22
#4
Analitik Düşünme Etkinlikleri kapsamında uyguladığım Yüksek Dereceli Beyin Fırtınası yöntemim ile aradan geçen 18 yılı aşan bir tecrübe ile Türk Eğitim sistemini kısaca şu şekilde özetleyebilirim: İlkokul 1.sınıftan 12. sınıfa kadarki süreçte iki esas var: Doğru bir okuma şekli ve matematik...
Bunu uyguladım ve uygulattım. Sonuçta Ticaret Meslek Lisesi'nden Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesine öğrenci gönderdim ve bir kere dahi özel ders aldırmadan... Anlaşılacağı üzere salt bir okuma alışkanlığı ve etkinliği değil bu. Somut , anlaşılabilir ve uygulanabilir sentezler bütünü.
 
Son düzenleme:
Katılım
15 Şub 2018
Mesajlar
26
Beğeniler
22
#5
5. sınıfta farklı ,6. sınıfta Sefiller başlangıçlı romana giriş. 7. sınıfta Epiktetos'un Sohbetler ve Düşünceler'i ile açılış, Sokrates'in Savunması , Bye bye Türkçe vs... 2. Dönem Şölen ve Devlet...2. dönem sonu ise 8.sınıfa hazırlık merhum Turgut ÖZAKMAN'IN Çanakkale Diriliş ve yaz tatilinde Şu Çılgın Türkler...Hem iyi bir okuma hem de İnkilap dersi için harika bir ön hazırlık...8. sınıfta iki kitap öğrencilerimle birlikte okunuyor. Sofi'nin Dünyası ilk dönem...2. dönem J.J. Ruso'nun Emilie adlı eğitim kitabı...Tabi bu okumalar öyle sıradan okumalar değil. Ara ara buradan somut örneklerle paylaşacağım.Çünkü inanır mısınız müthiş yorumlar,çıkarımlar oluyor. Benim amacım Sofi gibi'' Bazı insanların derdi cumartesi pazarının en ucuz domatesini almak değildir.'' İşte o güzel ,akılcı ve pragmatist bireyleri ortaokul sıralarında yetiştirmek velhasıl...Sevgiler,saygılar.
 
Katılım
19 Ocak 2018
Mesajlar
49
Beğeniler
19
#6
Bu tarz bir planı oluşturmanız gerçekten çok önemli hocam. Yüreğinize sağlık. Ama dediğinizi yapacağım. Haklısınız bazı kitapları okutup eleştirmeyi öğretmek bizim en önemli görevlerimizden.
 
Katılım
15 Şub 2018
Mesajlar
26
Beğeniler
22
#7
Serkan Hocam, ilginiz için teşekkür ederim. Ancak şöyle bir durum var: ''Kitap okuma '' sihirli bir kavram grubu. Söylenişi kolay ancak başlı başına bir alan diye düşünüyorum. %60 beyin fırtınası %40 kitap okumadır bu esaslı alışkanlığı kazandırmada. Önemli olan yapacağınız, yaptıracağınız düşündürme etkinlikleridir. Yani istek uyandırabilmek için bol örnek lazım. Bendeniz, 5. sınıfta ortalama 80 civarı hikaye( Tudem, Can çocuk ve Günışığı vs yayınları gibi) okuttuktan sonra 6. sınıfta Platon'un Mağara Benzetmesini çıkış noktası olarak alıyorum. Sonra da Büyük insanları , mağaranın dışına çıkan , gerçeği arayan insanı, merkeze alarak gösteriyorum. Haliyle tüm bu büyük insanları kendine örnek alıp okumaya devam ediyor. Sefiller'de jan Valjan , Çalıkuşu'nda Feride, Çarli'nin Çikolata Fabrikası'nda Çarli vs her kahramanı bu benzetme içinde düşünüyor.Yani Kandisini.... İlk felsefe bu!
 

ÖzAlp

Moderator
Yönetici
Katılım
18 Eki 2017
Mesajlar
117
Beğeniler
698
#8
Öncelikle tebrikler hocam. Okuma alışkanlığı kazandırmanın ilk önce ailenin sorumluluğunda olduğunu düşünsem de bize düşen görevin de farkındayım. Hem en önemli görevimiz hem en büyük eksiğimiz sanırım.
Elbette herkesin kendine göre yöntemleri vardır ancak bahsettikleriniz nicelik ve nitelik olarak çok üst düzey. Tecrübelerinizden bir yol haritası çıkaracak olsanız bize neler önerirsiniz? Nereden başlamalı, neler yapılmalı?
 

ismetbey

Yeni Üye
Katılım
9 Şub 2018
Mesajlar
29
Beğeniler
12
#9
Aynı amacı benimsediğim ve çabaladığım için(her ne kadar sayısal anlamda fazla ilerleyemesem de)
ve önümde sizin gibi bunu fazlasıyla başarmış güzel bir örnek gördüğüm için çok mutluyum.
Tüm kalbimle sizi alkışlıyorum.
 
Katılım
15 Şub 2018
Mesajlar
26
Beğeniler
22
#10
ÖzAlp Hocam, ilginiz için müteşekkirim,sağ olunuz. Naçizane tavsiyem öncelikle amacın iyi belirlenmesi gerektiğidir. ''Kitap Okuma Yarışmaları''kapsamında yapılan tüm etkinlikler bu asil davranışın önündeki tüm engellerin başıdır. Evvela bunu söylemeliyim. Çünkü kitap okumanın ya-rış-ma-sı OLMAZ,OLAMAZ... Gülten DAYIOĞLU Hanımefendi, Ordu'ya geldiklerinde kendilerine de herkes duysun diye özellikle sormuştum.'' Efendim, 100 küsür ülke gezmişsiniz, hangi ülkede kitap okuma yarışması yapıldığını gördünüz? Cevap: Görmedim. Kaldı ki kitap okumanın yarışması olmaz.'' Takdir sizin... Ayrıca bir öğrenciyi birinci seçeceğiz diye onlarca öğrenciyi o gece ağlayarak yatağa götürmenin günahını sorarım ben! En acısı da birçok ilkokul,ortaokul ve lisede benim kökten karşı olduğum okunan'' Kitabın özetini çıkartma, kitap ödevi verme, kitaptan soru sorma.'' gibi iğrenç uygulamalar... Anlatılır gibi değil. Kimse bana bunun doğru olduğunu iddia edemez. Bir yalan bulunmuş, tekrarlanıyor. Neymiş efendim! Bu uygulamalar, öğrencilerin kitap okuması için , takibi yapılması için....Peh, heyhat!!!! Bu düşünceye şu cevabı veririm ve ses çıkmaz daha:Yani diyorsunuz ki Öğrencilerimizin kitabı okuyup okumadığını anlamak için böyle yapıyoruz. YANİ ŞU ANLAMA GELİYOR BU: BEN , ÖĞRENCİNİN KİTAP OKUYUP OKUMADIĞINI ANLAYAMADIĞIM İÇİN , KİTABI ONA SEVDİREMEDİĞİM İÇİN ONDAN ÖZET İSTİYORUM VS. YANİ YALAN KONUŞMAYI, SAHTEKARLIĞI ÖĞRETİYORUZ Kİ KİTABI ANLATIRSA BEN DE ANLARIM ... YANİ SEN YALANCISIN... SEN DE BANA ''OKUDUM'' DESEN DE BEN SANA İNANMAM...BU NEDENLE ÖZET İSTİYORUM DİYOR.İnanın 'gık' çıkmıyor. Her ortamda söyledim. Kitap okuma yarışması yapacağınıza ''Kitap Okumayı Sevdirecek Etkinlikler '' yapılsa....Değerli Meslektaşlarım ,bunu söylediğimde bir öğretmen!!! ne dedi biliyor musunuz? Allah, insanlara kitap okuma sevgisi vermemiştir.'' Bu yüzden yarışma yaparak zorla okutmalıymışız. Yuh !dedim artık... Alak suresi 1. ayet: Yaradan Rabbinin adıyla OKU!!. Ayrıca 2. sure Kalem suresi... Düşünebiliyor musunuz, güzel ve akıl dinimiz bize okumayı ve düşünmeyi(tefekkürü) emrediyor. Söylenene bakınız... Kısacası hedef ve öncelik iyi belirlenmeli... Yanlışa yanlış demek ,samimiyet göstergesidir. ÖzAlp Bey, ara ara bu yol ve uygulamaları sırayla yazacağım. Bir anda çok uzun olabileceğini düşünüyorum. Malumunuz son derece mühim bir konu...
 
Son düzenleme:
Katılım
15 Şub 2018
Mesajlar
26
Beğeniler
22
#11
İsmetbey, estafurallah ne demek. İnce ve nahif sözleriniz için ayrıca teşekkür ederim. Ülkemizin birçok yerinde eminim ki çok güzel çalışmalar yapılıyordur. Bu şekilde güzel etkinlikleri paylaşmalıyız ki ümitsizlik olmasın...Kaldı ki tüm anneler, çocuklarının çamaşırlarını aynı güneşin altında kuruturlar. Büyük Atatürk'ümüzün de dediği gibi'' Öğretmenler, Cumhuriyet sizden, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister. Elimizden geldiğince hep birlikte gayret edeceğiz inşallah.
 
Katılım
15 Şub 2018
Mesajlar
26
Beğeniler
22
#12
Değerli Meslektaşlarım, bu konuyla ilgili olarak beyin fırtınası için kullandığım bazı videoları akşamleyin burada paylaşacağım. Bu argümanlar öğrenciyi çok iyi motive ediyor. Önemli olan bu bilgileri ne şekilde verdiğinizdir. Bilgi felsefesi bu anlamda benim baş yöntemim. Örneklerimde bunu çokça görebilirsiniz...
 
Katılım
15 Şub 2018
Mesajlar
26
Beğeniler
22
#16
Değerli Meslektaşlarım, asil bir davranış olduğunu düşündüğüm okuma alışkanlığı kazandırmada kullandığım yüzlerce etkinlikten üç videoyu yukarıda paylaştım. Şimdi sırayla bu videoları epistemiyoloji(Bilgi Felsefesi) açısından nasıl kullandığımı, öğrencilere nasıl yansıttığımı anlatacağım.

1. VİDEO: Belki izleyenleriniz olmuştur Ceylan adlı bu hanım kızı. Kendisi San Josef Fransız Lisesi öğrencisi olarak bilgi yarışmasına katılmıştı. Büyük bir başarıya imza atmıştı. Gerek yorum gücü gerekse bilgi kapasitesi gerekse de sempatik duruşuyla herkesi kendisine hayran bırakmıştı. Hatta Kenan Işık( Kendisine Allah'tan şifa diliyorum) Ceylan'ı tebrik etmişti. teorik olarak bilmediği sorulara sadece düşünerek müthiş çıkarımlar yapmıştı. Konuşması sırasında şu gerçeği söyledi: ''Okulumuzda öğretmenimiz bize ANALİTİK DÜŞÜNME'Yİ öğretti...... İşte aradığım kavram bu! Ne yazık ki bizim eğitim sistemimize çoook uzak bir tabir. Çünkü biz test ve tost çocukları yetiştiriyoruz. Konuşması sırasında hiç takılmayan bu genç kız, Paris Üniversitesi'nde belki bakolarya belki bizim üniversitelerimiz aracılığıyla Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler okuyacak. Yani dünyayı yönetecek... Gelelim öğrencilerime.... 5 ve 6.sınıflara kitabı ve okumayı her şekilde anlattıktan sonra diyorum ki: Okuma ve Düşünme sayesinde kendini yetiştirmiş bir genç kız ,görmek ister misiniz? Evvvvvettt, şeklindeki ünlemleri tahmin ediyorsunuzdur. ....ve Ceylan karşınızda... Konuşma bitti ve anlama, görsel zeka ve kitap artık aslolana hükmediyor. Sonuç: Ellerindeki herhangi bir kitap, sınıfta Evgin Hoca'nın düşünüm faaliyetleri ve evde Ceylan gerçeği. Küçük bir örnek bu. Okuma ve düşünmeye giden yoldaki küçük ama büyük bir durak... İstek arttı...Yarışma yok, özet yok. ödev yok....Takdir sizlerin!
 
Son düzenleme:
Katılım
15 Şub 2018
Mesajlar
26
Beğeniler
22
#18
2. VİDEO: İnsan nedir sorusuna şöyle cevap verilmiştir: Mikroskobun keşfiyle, kendisini çok büyük; Teleskobun keşfiyle kendisini çok küçük ve aciz gören varlık... Harika bir tabir. ilk düşünceye yelken açılan bu dönemde müthiş bir video daha... Öğrencilerimin kafasını kaldırarak gökkubbeye bakmasını sağlamak gerektiğini zamanında Ömer Hayyam da ifade etmişti. Nasa'nın canlı yayınına bağlanarak anlık uzay istasyonuna bağlanıyoruz. Türkiye'mizin üstünden de geçtiği yaz aylarında çıplak gözle de izleyebildiğimiz bu durum onları motive ediyor. Arkasından uzay-zaman ve hareket. galaksiler, ışık hızı; Tesla, einstein gibi bilim adamları; Schrödinger'in Kedisi gibi paradoksları izletiyorum. Bu da onların MERAK duygularını geliştiriyor.
 
Katılım
15 Şub 2018
Mesajlar
26
Beğeniler
22
#19
3. VİDEO: Paradokslar da çok kullandığım argümanlardan. Bu video beyin yakan bir tarzda. Dünya birinciliği almış kısa film.İyi bir okuma sırasında izletiyorum. Yüzlerini görmenizi isterdim. Öyle bir sahne var ki YUH!!! diyorsunuz. O genç beyinlerin nasıl zorlandıklarını görüyorsunuz. Hayatın ta kendisi aslında. Okudukları kitaplardaki kahramanlarla özdeşleştiriyorum bunları....Ayrıca, film ödevlerim de var. Benim Dünyam( Platon'un mağara benzetmesinden şunu öğreniyoruz ki mağaranın dışına çıkmalı gerçeği aramalıyız. Bu filmdeki Ela ama daha önemlisi Mahir Hoca, esastır. Çünkü Mağarasının dışına çıkmış, gerçeğini aramaktadır ve bulmuştur.)Matrix, Başlangıç filmleri de ''Gerçek'kavramını sorgulamaktadır...Tüm bunlar ,büyük beyin fırtınaları değil midir? Ellerindeki kitaplara bakış açılarını düşününüz.
 
Katılım
15 Şub 2018
Mesajlar
26
Beğeniler
22
#20
Tüm bu argümanlar ve anlatımlar haftanın her dersi uygulanmaktadır. Geldik beyin yakan yere: 20 dakikalık anlatımdan sonra sorduğum soru şu: yaklaşık 20 dk konuştum. Şimdi kim söyleyecek kaç tane fiilimsi kullandım? İçinizden yuh! dediğinizi duyar gibiyim. Elbette akıllarında kalmaz. Belki çat pat söyleyenler olacaktır... Bilmem farkında mısınız, ben bu soruyu sorduğumda 30 kişideki dikkat ve motivasyon kaça çıkar? Buradaki amacım şudur: Öğrencime şu mesaji doğrudan veriyorum: Bildiğini sandığın bilgiden şüphe edebilme, dikkat ve motivasyon nasıl sağlanır, sorgulama ve merak duygusu... Son olarak da şunu söylerim mesela tam dersten çıkarken: Filozofun biri yanındaki adama der ki : Bayım , beyinlerimiz savaşsın isterdim. - Ancak görüyorum ki hiç silahınız yok. :) Teneffüste dışarı çıktığımızda peşimde bir kuyruk... Hocam , anladım. Adam sende beyin yok diyor... Ve bir tebessüm...Bu sadece bir ders arkadaşlar. Sizce de kitap okumaya giden hoş bir yol değil mi bu? Başka uygulamaları da paylaşacağım. Sevgi, saygı ve duayla...
 
Üst Alt