Neler yeni

Bilgilendirme

http://www.dersimizturkce.gen.tr ve http://www.turkcedersi.gen.tr sitelerinin birleşimi esnasında tüm üyelikler sıfırlanmıştır.

Sitemizdeki dosyaları indirebilmek için üye olmalısınız. Üye olmak için tıklayınız. (E-posta adresinize onay kodu geleceğinden geçerli bir e-posta adresi girmeyi unutmayınız.)

Üyelikte sorun yaşayan kullanıcılarımız 0532 644 67 88 ‘e SMS veya WhatsApp yoluyla ya da mustafaaygun@gmail.com ‘a mail atarak yardım alabilirler.

ÜYE OL WhatsApp Destek

Kendinize ait yazılar,cümleler,paragraflar...

Peter

Yeni Üye
Katılım
28 Ara 2017
Mesajlar
6
Beğeniler
2
#23
Hayat almıştı verdiği tüm renkleri
Bana bırakmıştı siyahı,beyazı ve griyi
Sen getirdin ömrüme yeşili,pembeyi
İyi ki sevdin beni,iyi ki sevdim seni.
Rabbim ellerinde buruştursun ellerimi...
 

melita

Yeni Üye
Katılım
16 Mar 2018
Mesajlar
2
Beğeniler
0
#24
Eğer varsa çıkar yol,
Gönder kokunu,
İstanbul gibi döneyim.
Yoksa uyandır beni,
İstanbul gibi öleyim.
 

Ozan_35

Aktif Üye
Katılım
21 Şub 2018
Mesajlar
167
Beğeniler
186
#25
Her yaşta yüzüme çarpılan “Hayatın düzeni bu.” cümlesindeki o düzen, otoriter ve isteyici bir öğretmen gibiydi. Herkese yaptığı gibi gözlerini bana da dikmişti. İzliyordu, istiyordu. Bana verilen ödevleri, sorumlulukları, zorunlulukları yerine getirmemi bekliyordu. Düzen böyleydi. İnsanlar büyük bir hevesle kurmuş ve gönüllü köleleri olmuşlardı. Özgür iradesiyle ürettiği şeylerin kölesi olan tek canlı, insandı.

Öğretmen, gözleriyle konuşuyordu adeta. Göz hapsindeydim herkes gibi. Diğerlerinden farkım, ben ne yapacağımı bilmiyordum. Herkes büyük bir ciddiyet içerisinde ödevleriyle meşgulken ve geleceklerini kurarlarken ben başım öne eğik öylece duruyordum. Utangaç, çekingen, tedirgin, kuşkulu. Herkesin içinde farkımı fark edecek deneyime ve sezgiye sahipti bu öğretmen. Ayrıkotlarını tespit etmekte çok mahirdi. Gözlerimi bir anlık cesaretle kaldırdığımda onun inceleyici, irdeleyici, didikleyici, eleştirici bakışlarıyla karşılaşıyordum. Korkuyordum ve gözlerimi hemen aşağı indiriyordum yeniden. Bir şeylerle ilgileniyormuş gibi yapıp onu kandırmak istiyordum. Oysa daha çok istiyordu öğretmen, daha çok. Biri bitiyor, diğeri başlıyordu ödevlerin. Daha çok ödev, daha çok sorumluluk, daha çok zorunluluk, daha çok aidiyet, daha çok bağlılık, daha çok bağımlılık, daha çok uyum, daha çok itaat, daha çok aynılaşma, daha çok…

Uyumsuzları hemen tespit ediyordu bu sert ve tavizsiz öğretmen. Tehditkâr bakışlarında şimşekler çakıyordu. Ant içiyordu: "Düzen bozucular, ayrıksılar, uyumsuzlar! Dikiş tutmayanlar, dikiş tutturamayanlar! Yapbozun hiçbir boşluğa uymayan parçaları! Yersizler, yurtsuzlar, yarınsızlar, köksüzler, sürgünler, göçkünler! Arka sıralarda kaybolmayı seçenler! Sizi tek tek hizaya getireceğim! Bir ipe dizer gibi dizeceğim! Bütün çıkıntılarınızı törpüleyeceğim! Eriteceğim sizi, kıvama getireceğim, 'herkes'in içine katıştıracağım!"

Zil ne zaman çalacaktı? Ne zaman kurtulacaktım bu göz hapsinden, gözaltından, gözdağından, gözbağından? Zil çalsın, yarış atı gibi fırlayıp çıkayım yerimden. Diğer yarış atlarının gittiği yönün tersine koşayım. Onlar ulaşsınlar istedikleri hedefe. Ben kaybolup gideyim. Geride bıraksınlar beni. “Daha çok”larının peşinden delicesine koşarlarken daha çok uzaklaşsınlar benden.
 

cenkyeri

Yeni Üye
Katılım
3 Ağu 2018
Mesajlar
9
Beğeniler
6
#26
Kelimeler seninle bir şekle girer.
Cümleler sensiz ne söyler?
Beni ben yapan sensin.
Gel de Elif'im ol, ne olduğumu göster.
 

Ozan_35

Aktif Üye
Katılım
21 Şub 2018
Mesajlar
167
Beğeniler
186
#27
SEN
-Ve ben her gece sana karşı güçlenip
her sabah sana yenilmekten yoruldum-


Gözlerine
Gözlerinin içine her kaçamak bakışımda
Gezdiğim kentlerden sonra
Tanıdığım insanlardan sonra
Yaşadığım her şeyden sonra gelip de duracağım yerin
İşte tam orası, gözlerine kaçamak baktığım o yer
O gözler olduğunu hissediyorum,
Gözlerinin içine her kaçamak bakışımda
Gözlerine

Bilmezsin, ne çok kapı kapatmıştım üstüme,
Ne çok kilit… Sayısını bilmem, anahtarların yerini de…
Bilmezsin, ne çok duvar ördüm üstüme,
Ne çok korkuluk diktim yakınıma yöreme.
Bir kabuk giyindim, zırhım oldu benim.
Hiçbir şey geçirmez bir zırh
Sanırdım
Senden önce.

Bilsen ne büyük kavgalar çıktı içimde,
Karanlık kalede yankılandı bağırışlar.
Yabancı bir gölgenin bile düşmediği duvarlarında
Adın yankılandı gecelerce.
Sustum, susturdum bazen
Haykırdım, sayıkladım bazen
Git dedim, git, yanlış yer, yanlış zaman;
Kal dedim, kal, işte burası, tam da bu an.
Kim olduğumu anımsadım sonra
Ve sustum.

Nice ordu dağıldı surlarım önünde,
Ama sen bir yürüsen tuz buz olur duvarlar.
Ayak sesin çökertir kendime ördüğüm kasvetli kaleyi,
Bir yürüsen...

Şimdi, konuş dersen konuşur,
Git dersen gider,
Kal dersen kalırım.
Ama sen ne konuş de
Ne kal de
Ne de git…
 

Ankeda

Ankeda
Yönetici
Katılım
8 Eki 2017
Mesajlar
168
Beğeniler
142
#28
Her yaşta yüzüme çarpılan “Hayatın düzeni bu.” cümlesindeki o düzen, otoriter ve isteyici bir öğretmen gibiydi. Herkese yaptığı gibi gözlerini bana da dikmişti. İzliyordu, istiyordu. Bana verilen ödevleri, sorumlulukları, zorunlulukları yerine getirmemi bekliyordu. Düzen böyleydi. İnsanlar büyük bir hevesle kurmuş ve gönüllü köleleri olmuşlardı. Özgür iradesiyle ürettiği şeylerin kölesi olan tek canlı, insandı.

Öğretmen, gözleriyle konuşuyordu adeta. Göz hapsindeydim herkes gibi. Diğerlerinden farkım, ben ne yapacağımı bilmiyordum. Herkes büyük bir ciddiyet içerisinde ödevleriyle meşgulken ve geleceklerini kurarlarken ben başım öne eğik öylece duruyordum. Utangaç, çekingen, tedirgin, kuşkulu. Herkesin içinde farkımı fark edecek deneyime ve sezgiye sahipti bu öğretmen. Ayrıkotlarını tespit etmekte çok mahirdi. Gözlerimi bir anlık cesaretle kaldırdığımda onun inceleyici, irdeleyici, didikleyici, eleştirici bakışlarıyla karşılaşıyordum. Korkuyordum ve gözlerimi hemen aşağı indiriyordum yeniden. Bir şeylerle ilgileniyormuş gibi yapıp onu kandırmak istiyordum. Oysa daha çok istiyordu öğretmen, daha çok. Biri bitiyor, diğeri başlıyordu ödevlerin. Daha çok ödev, daha çok sorumluluk, daha çok zorunluluk, daha çok aidiyet, daha çok bağlılık, daha çok bağımlılık, daha çok uyum, daha çok itaat, daha çok aynılaşma, daha çok…

Uyumsuzları hemen tespit ediyordu bu sert ve tavizsiz öğretmen. Tehditkâr bakışlarında şimşekler çakıyordu. Ant içiyordu: "Düzen bozucular, ayrıksılar, uyumsuzlar! Dikiş tutmayanlar, dikiş tutturamayanlar! Yapbozun hiçbir boşluğa uymayan parçaları! Yersizler, yurtsuzlar, yarınsızlar, köksüzler, sürgünler, göçkünler! Arka sıralarda kaybolmayı seçenler! Sizi tek tek hizaya getireceğim! Bir ipe dizer gibi dizeceğim! Bütün çıkıntılarınızı törpüleyeceğim! Eriteceğim sizi, kıvama getireceğim, 'herkes'in içine katıştıracağım!"

Zil ne zaman çalacaktı? Ne zaman kurtulacaktım bu göz hapsinden, gözaltından, gözdağından, gözbağından? Zil çalsın, yarış atı gibi fırlayıp çıkayım yerimden. Diğer yarış atlarının gittiği yönün tersine koşayım. Onlar ulaşsınlar istedikleri hedefe. Ben kaybolup gideyim. Geride bıraksınlar beni. “Daha çok”larının peşinden delicesine koşarlarken daha çok uzaklaşsınlar benden.
"Ayrıkotlarını tespit etmekte çok mahirdi."
 

Ozan_35

Aktif Üye
Katılım
21 Şub 2018
Mesajlar
167
Beğeniler
186
#29
Dipsiz bir kuyu gibidir bir yanım. Ne atarsan at içine, ses duyamazsın. Yanıt vermez kimseye, bana bile. Karadelik gibi yutar. Tam da bu yüzden yaşanmamış gibi unutabilirim bazı şeyleri.

Sert kayadan oyma bir yazıt gibidir bir yanım. Zor kazınır, asla silinmez. Neler neler yaşanır da unutulmaz. Ne yaparsan yap asla değiştiremezsin, “Yenilerini yazayım.” desen nice zahmete girersin. Tam da bu yüzden sonsuza dek yaşayacakmışım gibi unutmam bazı şeyleri.
 
Katılım
21 Şub 2018
Mesajlar
167
Beğeniler
186
#31
Bir battaniye… Eskimiş. Başka evde olsa atılacak belki. Bir battaniye… Annesi çanta dikmiş. Kitap koysun içine ve aynı zamanda sırtını da sıcak tutsun diye. Üzerinde süper kahramanların ya da çizgi film karakterlerinin boy gösterdiği, rengarenk, bölüm bölüm fermuarlı bir çantası yok. Okul çantası alma heyecanı yaşamamış hiç.

Bazılarının tek seferde harcadıkları para miktarı kadardır bir çantanın bedeli ama yokluğun, yoksulluğun ağır bedelini ödemekten ona sıra gelmemiştir. Büyülü düşler çağındayken soğuk ve katı gerçekleri sırtlanır çocuk. Çizgi film çağındayken toplumsal gerçeklik filmi çeker tek başına. “Masum Kabulleniş”tir belki de filmin adı.

“Niye?” diye soracak yaşta bile değildir henüz. Başkalarının onun adına sorması gerektiğini de düşünemez. Anneciğini üzmemektir tek dileği. Okuyacaktır, çok da iyi bir hayatı olacaktır ileride belki ama o yaşan(a)mamış çocukluğunun eksikliğini giderecek bir şey yoktur hayatta. O boşluğu dolduracak bir zenginliğe ulaşamaz hiç kimse. Öyle bir zenginlik yoktur çünkü.

Bir fotoğraf… Küçük şeylerle hüzünlenen, küçük küçük eksikler yüzünden dertlenen, büyük büyük paralar harcayıp da doyamayan, hep daha fazlasını isteyen, sıcak bir evde oturmayı şans olarak gören insanlara tek karelik suskun bir söylevdir.

Hayat adaletsizdir. Çok iyi bilinen bir şey yine söylenir: Senin en büyük hayalin birilerinin sıradan gerçeğidir. Senin gerçeğin ise birilerinin en büyük hayali… Hepsi bu.

battaniye çanta.jpg
 
Son düzenleme:
Katılım
21 Şub 2018
Mesajlar
167
Beğeniler
186
#32
Çocukken yeni bir deftere yazmaya başladığımızda nasıl da özenli olurduk. Yazılar matbaa çıktısı gibi düzgün, yazım-noktalama kurallarından asla taviz yok, sayfa düzeni tam. Sayfalar ilerledikçe yazı da düzen de yavaş yavaş bozulmaya başlardı. Önemsizleşme, sıradanlaşma, tavsama, umursamama... Sonlara doğru -eskilerin deyimiyle- bakkal defterindeki gibi bir özensizlik sayfaları ele geçirirdi. Baştaki sayfalara dönüp baktığımızda o yazıların bize ait olduğuna inanamazdık. O özeni ve titizliği nasıl olup da gösterdiğimize şaşardık. Defteri eline alıp sayfaları çevirse biri tüm yazıların aynı elden çıktığına inanamazdı kuşkusuz.

İşte, hayattaki diğer şeyler de böyleydi. Her şeyin bir sonu vardı ve o “son”un “ilk” ile arasındaki fark çok büyüktü. Tanımakta güçlük çekilecek kadar büyük. Yabancılaşmaya neden olacak kadar büyük. Tüm anlamları, anlamlıları ezecek kadar.

Sonra… Sonra yeniden başlamak, yeniden sonlanmak… Kısırdöngü... Sonu görmek için başlamak… Umut, sevinç ve mutluluk… Hayal kırıklığı, acı ve hüsran… Esirdöngü…

İşte, tam da bu yüzden birileri bu döngüden çıkmıştır. İşte, tam da bu yüzden birileri yeni bir sayfa açmaz. Açmaktan vazgeçmiştir. Boş, temiz ve kapalı bir defter, bazıları için en iyi seçimdir.
 
Katılım
3 Ağu 2018
Mesajlar
9
Beğeniler
6
#33
Yine sen varsın aklımda.
Senin adın var dudaklarımda.
Kalemimin ucunda, odamı aydınlatan baş ucumdaki lambamın ışığında.
Sadece dört duvarda değil.
Gecenin her lahzasında...
Geceye düşen yağmur damlalarında,
Yolda hızla giden arabalarda
Ve odamın camındaki buhusunda.
 
Üst Alt